7 Haziran seçimleri sonrası oluşan belirsizlikle beraber başlayan çatışma süreci hız kesmeden devam ediyor. Gün geçmiyor ki bir ölüm haberi almayalım. Seçimlerin 1 Kasımda yeniden yapılması ile ilgili takvim hızla işlemeye devam ediyor. Partiler kesinleşmiş aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na sundular. Devam eden çatışmalar seçim güvenliği ile ilgili kaygıları arttırıyor. Cizre’de yaşana olaylar göz önüne alınarak üç mahallenin seçim sandıkları ile ilgili taşıma kararı farklı tartışmaları beraberinde getirdi. HDP’nin seçimleri boykot etmesi bile çeşitli kulislerde gündeme gelmeye başladı.

Türkiye’de 45 günlük sürede hükümet kuramama sonucu seçimlerin yenilenmesi ilk kez deneyimleniyor. Mecliste grubu olan partilerin üyeleri ile kurulması gereken seçim hükümetine CHP ve MHP üye göndermedi. HDP’li iki bakan da kısa bir süre sonra istifa etti. Tuğrul Türkeş’in kendi partisinden ihracına neden olan kabine üyeliği teklifini kabul etmesi MHP içinde bir kargaşayı beraberinde getirdi. Türkeş’in Ak Parti adayı gösterilmesi MHP içinde bir Truva atı etkisi yapacak mı? Bunu 1 Kasım seçimlerinin sonucu gösterecek.

1 Kasım aday listeleri 7 Haziran listelerinden hangi oranlarda değişime uğradı. Bu değişimler hangi partilerde ne düzeyde gerçekleşti? Değişimi belirleyen temel dinamikler nelerdir? Çatışmaların seçimlere yansıması nasıl olacak? 1 Kasım seçimleri siyasi bir istikrar getirebilecek mi? Seçim sonrası çatışmalar bitecek ve çözüm sürecine yönelik çalışmalar yeniden başlayabilecek mi? Çözüm süreci buzdolabından çıkma şartları yerine gelecek ve uygun koşullar yeniden oluşturulabilecek mi? Gibi önemli sorular üzerinden olanları analiz etmeye çalışalım.

7 Haziran seçimlerinde Ak Parti beklenenin altında oy alırken özellikle HDP sürpriz yaparak meclise 80 milletvekili gönderdi. Ak Parti en büyük oy kaybının yaşandığı yerler Doğu ve Güneydoğu illeri oldu. Genel olarak daha önce oy aldığı Kürd seçmenlerinde kitlesel bir kopuş yaşandığını söylemek mümkün. Ak partiden kopan oyların büyük bir bölümü HDP’ye gitti. Demirtaş bu bağlamda kendilerine destek veren Azadi hareketi, Özedönüş Platformu gibi İslami Kürt çevrelere teşekkürlerini kamuoyu önünde açıkladı. Ayrıca Ak Partinin oy kaybının nedenlerinden biride Hüda-Par’ın bağımsız adaylar olarak Kürd illerinde seçime girmesiydi.

Sonuçlar istatistiksel olarak analiz edildiğinde kimi yerlerde küçük farklarla aday kaybetmesinin hesaplarını tüm partiler yaparak 1 Kasım seçimlerine özel bazı önlemler almaya çalıştılar. Bu bağlamda en büyük değişiklik Ak partinin Doğu ve Güneydoğu listelerinde yaşandı. Üç dönem şartının son genel kurulda kaldırılması ile beraber eski Ak Parti kurmaylarından yaklaşık 3o kişi yeni listelerde yer buldu. En dikkat çekici değişim Şanlıurfa’dan kabinede uzun süredir görev yapan Faruk Çelik’in yeniden birinci sıradan aday gösterilmesi ve çözüm sürecinin mimarlarından eski bakan Beşir Atalay’ın Van’dan birici sıra adayı olması oldu. Ak parti hemen hemen tüm Kürd illerindeki listelerde radikal değişikliklere gitti. Hiç adaya çıkaramadığı Şırnak ve Hakkâri illerini tamamen değiştirdi. Ağrı listesi yenilendi. Diyarbakır ve Şanlıurfa listeleri önemli ölçüde değişti. Bakan Cevdet Yılmaz Diyarbakır’dan Bingöl’e kaydırılırken Diyarbakır listesinde sadece Galip Ensarioğlu birici sıraya getirilerek yerini korudu. Mehdi Eker’in yeniden aday olması, Muhsin Kızılkaya gibi isimlerin liste dışı kalması gibi değişimler Ak Parti’nin listeler üzerinde önemli revizyonlara gittiğini gösterir.

Genel olarak Ak Parti listelerinin bir takım kurmaylar dışında toplusal tanınırlığının zayıf olduğu çok fazla bilinmeyen isimlerden oluşturulduğu söylenebilir. Bu özellikle Kürd sorunu bağlamında zayıf bir duruşu beraberinde getirecektir. Ancak yine de listeler öncesi konuşulan korucu ve feodal tabanlı adayların listelerde adının geçmesine rağmen alınmaması ölümü gösterip sıtmaya razı olma bağlamında olumlu karşılanabilir.

Hüda-Par’ın seçimlere girmemesi, seçim güvenliğine yönelik tedbirlerin alınması, az farkla kaybedilen vekilliklere dönük aday düzenlemeleri ve daha yoğun bir seçim çalışmasına girilmesi gibi çabalar Ak Parti’nin tek başına hükümet kurabilecek bir çoğunluğu elde edebileceğini gösteriyor. Yapılan anketlere  yansıyan ilk sonuçlar da Ak Partinin oylarının yükselme eğilimi gösterdiği yönünde. Bu bağlamda ilk gündemin çatışmaların bir an önce bitirilerek normalleşmeye dönülmesi ve eş zamanlı olarak çözüm sürecine dönük program çerçevesinin oluşturulmasına kafa yorulmalıdır.

Asıl önemli olan çatışmalarla yeni bir döneme giren Kürd sorununda Ak Partinin yeni dönem politikaları olacaktır. Geçmişte yapılan asıl hatanın temel hak ve özgürlüklerle ilgili düzenlemelerin PKK’ya endeksli olmasının getirdiği çıkmazın bu yeni süreçte aşılmasını beraberinde getirecek yeni açılımlar uygulamaya konulmalıdır. Yani yeni anayasa başta olmak üzere eski tek tipçi statükonun değişimi gündeme alınmalı ve bu bağlamda sonlandırılan inkar ve asimilasyon politikalarının üstüne  etnik ve milliyetçi unsurlardan arınmış, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan, adalet ve toplumsal barış ve birlikteliği inşa edecek düzenlemeleri PKK veya diğer herhangi bir unsurla pazarlık konusu yapmadan programına alacak ve uygulayacak yeni bir siyasi paradigmaya dönüş yapılmalıdır.

HDP bağlamında aday listelerinde çok önemli değişimler ortaya çıkmadı. Ancak HDP’nin %13,1 gibi yüksek bir oyla meclise 80 vekil göndermesi çözüm süreci bağlamında sivil siyasi iradenin güçlenmesi anlamına geliyordu ki bu şans iyi kullanılmadı. PKK’nin bozulmasına neden olduğu çatışmasızlık sürecinin bitmesi çözüm ve müzakere sürecinin de anlamsızlaşmasını beraberinde getirdi.

Özellikle çeşitli yerlerde hala ne olduğu çok anlaşılamayan özyönetim bölgelerinin ilan edilmesi sonrası özellikle Cizre’de yaşanan olaylar işin çivisinin koptuğunu gösterdi. Şehir içinde silahlı militanların yerleştirilerek sivil halkın askerle arasında bir tampon kullanılması ve bir halk savaşı, iç savaş başlatılması hedeflenen stratejinin ağır faturasını yine mazlum Kürt halkı ödedi. Yaşanan sivil kayıplarının failinin asker veya PKK olması bu sonucu değiştirmiyor.

İlkez 80 milletvekilli bir siyasi güçle mecliste temsil edilecek olan HDP’yi kendine bir tehdit olarak gören kandilin silahlı mücadeleye yeniden dönmesinin ağır bedellerini öncelikle PKK ödeyecektir sanırım. ABD ve diğer emperyal güçlerin teşvik ve aldatmasıyla silaha tekrar sarılan PKK, alınan bunca siyasi mesafeden sonra, tüm kazanımları tuz bız edecek böyle bir sürece girmesini bir akıl tutulmasından başka nedenle açıklanamaz. Devletin yeniden güvenlikçi politikalara dönüşünü ve askeri ağır operasyonlar düzenlemesinin de kısmen meşrulaştıran bu tutum beraberinde telafisi imkansız kayıpları da beraberinde getirecektir. Bunu ilk göstergesi HDP’nin oylarında meydana gelecek olan erime ve kayıplar olacaktır sanırım.

Tüm yaşananlara rağmen Ak Parti ve HDP hala Türkiye’nin geleceğe dönük sürecinin inşasında en önemli dinamiklerin başında gelmektedir.  Ak Parti geleneksel derin devletin reflekslerine teslim olmadan, siyasetin günübirlik yüzeysel hesaplarının üstünde tarihsel ilke ve misyonlarına bağlı kalarak bu değişimin ve geçmişin kadim İslami medeniyet değerlerinin üstüne geleceğin güçlü Türkiye’sini inşa edebilecek bir potansiyele sahiptir.

HDP ise Marksist Leninist mücadelenin denenmiş ve başarısız olmuş katı ideolojik reflekslerinden PKK’yi kurtaracak ve değişime zorlayacak en güçlü dinamiktir. Artık günümüzün dünyasında halk savaşı ve bölgesel özyönetim tanımlamaları üzerinden silahlı mücadeleyi merkeze alarak bir mücadelenin başarılı olamayacağının farkına varmalıdır. Silahı merkeze alan örgütlü mücadelelerin silah teknolojilerini ve her türlü istihbarat ve iletişim teknolojilerini elerinde bulunduran küresel emperyal güçlerin acımadan, ilkesizce kendi büyük çıkarları için kullandıkları araçlar, siyasi kartlar olmaktan kurtulunamayacağını anlamak, görmek gerekir. Temel stratejinin sivil siyasi mücadele olmasının kaçınılmazlığı görülmelidir. Bu siyasi mücedelenin temel açılımı ise kendi ideolojik ikliminin dışında olan kesimlerle birlikte hareket edebilme mekanizmalarını üretmek ve geliştirmektir. Katı entegrist, kendi dışındakine yaşama hakkı tanımayan bir sivil siyasi mücadele yaklaşımının toplumsal mücadelede hedeflerine oluşması imkansızdır. Amaç örgütsel mikro iktidar adacıkları kurmak olmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin kazanımı ana mücadele eksenini oluşturmalı ve ilkesel olarak bu ortak payda da tüm diğer kesimleri düşmanlaştırmadan, ötekileştirmeden aynı hedefler doğrultusunda ortak mücadele zeminlerinin güçlendirilmesine çaba gösterilmelidir.

1 Kasım seçim sonuçları ne olursa olsun, öncelikle tüm partilerin var olan çatışma ve ölümlerin durdurulmasına dönük bir mesaj ve duyarlılık ortaya koymaları gerekir.  Çatışmalar devam edip ölümler arttıkça toplumsal polarizasyonun daha da derinleşeceğini görmek gerekir. Kurban bayramının barış, kardeşlik, paylaşma ve arınma ikliminde dahi ölüm haberlerinin geldiği günleri yaşamamızın üstünde durup düşünmemiz gerekir. Yüzlerce yıllık ortak inanç ve medeniyet değerlerimiz nasıl oluyor da bir anda bu kadar hızlı çözülebiliyor ve kardeş kanı akıtmaya kadar varabiliyor?   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.