At izinin it izine karıştığına en güzel örnektir Suriye savaşı.
Libya’dan sonra sıranın Suriye’ye geleceğini, Suriye üzerinden asıl hedefin İran ve Hizbullah örgütü olduğunu, üzülerek ifade eden, dile getiren muhafazakar çevreler, Suriye savaşı başlar başlamaz hatta başlamadan, Esad’ın devrilmesi için, ABD ve diğer emperyalist güçlerden önce kolları sıvadılar.
Bu pozisyon alış İran ve Hizbullah’ın dize getirilmesine de çanak tutmak demekti.
Öyle ki; İsrail’e karşı kazandığı zaferle kahramanlaşan, herkesin teveccühünü kazanan Hizbullah’a, Esad’ın yanında yer aldığı için, “Hizbuşşeytan” diyenler bile oldu. Aynı şekilde İran da eleştiriliyordu tabi ki. 
Ama zaman bize; Suriye üzerinden asıl hedefin sadece İran ve Hizbullah olmadığını Türkiye’nin de aynı hedefte olduğunu; hatta ilk sıraya yerleştirildiğini şehirlere kazılan/kazdırılan çukurlarla ve ABD-Rusya koalisyonunun tek amacının PYD’yi güçlendirmek olduğunu gösterdi.
Demek ki; ABD, gerektiğinde, Türkiye’nin düşman kabul ettiği bir örgütle bile hatta Rusya’yla dahi Türkiye aleyhine işbirliği yapabiliyor.
Türkiye’nin Irak’tan sonra Suriye’de de yer almasının neden engellendiği, neden güvenli bölge fikrinin kabul edilmediği şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu? 
Esad’ın gitmesinin zannedildiği kadar kolay olmadığı ve PYD’nin güç kazandığı görülünce de aynı muhafazakar çevreler Türkiye’nin dış politikasının değişmesi gerektiğini söylemeye başladılar. Günaydın!
Çünkü dost dedikleri, PYD ile suçüstü yakalanmış; Türkiye’nin dost kazığına geldiğinin farkına varılmıştı. Pardon; Irak’ta da aynı oyun oynanmamış mıydı?
Türkiye’nin beklentisi: Suriye’nin de Irak ve Libya gibi kısa sürede devrileceği, pastadan pay almasa da dostlarının(!) yanında olduğunu göstermekti. Ama olmadı.
Çünkü dostları(!) Türkiye’nin mümkünse ortalıkta gözükmemesini istiyordu.
Şimdi kala kala Esad’ı katil; Hizbullah’ı da şeytan ilan ettiğimizle kaldık mı orta yerde!
Oysa Esad’ı katil ilan ederken Esad’ın yerine geleceklerin katliam yapmayacağına dair elimizde hiçbir garanti yoktu.
Aksine; katliamların katlanarak devam edeceğine dair Afganistan ve Irak örneği unutulmuş olsa bile İŞİD gibi bir örgütün varlığı yetiyordu bunu anlamak için.
Türkiye’nin dış politikası değişmeli ama nasıl?
Türkiye’nin dış politikasını değiştirebilmesi için, hazır fırsat doğmuşken İsrail’e ilişkileri daha ileriye götürmemesi ve ABD’den bağımsız hareket edebilmesi gerekiyor öncelikle. Bunun şartı da İncirlik Üssü’nün kapatılmasıdır. Mümkün mü (?)
Suriye’de savaş zaten öyle bir hal aldı ki kim kiminle dost, kiminle düşman; kim kimin yanında, kimin karşısında belli değil.
Belli olan bir durum var ki o da Türkiye’nin sahada olmadığıdır.
İyi ki, At izinin it izine karıştığı, böyle bir sahada yoktur. 
Sınırların, sorunların, mayınların olmadığının, olmayacağının heyecanlı arifesindeyken; etrafımıza çektiğimiz duvarların adından olanları seyretme durumuna geldik.
Oyuncu olmaktan seyirci olma durumuna düştük yani!
Ee oyuncuyu topun sahibi belirler.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.