İlçemizde yardım derneklerinin çalışmaları denilince ilk akla gelen isimlerden biri Hacı Cevdet Ökenek abimizdir. Tanışıklığımız sanırım çeyrek asrı devirdi. Onu eski kasaplar pazarında esnafken tanıdım. Hayat okulundaki sınavlarını ağır bedeller ödeyerek başarıyla vermiş erdemli, inançlı güzide insanlarımızdan biri. Onunla yaşadığım olaylardan birini hala yeri geldikçe örnek alınması için yer yer çeşitli sohbetlerde anlatırım. Kendi arabasını satın almak için müşteri olan kişi ile konuşmalarına şahit olmuştum.

Hacı Cevdet, arabasının kusurlarını bir bir en ince ayrıntısına kadar anlatırken, karşıdaki adam şaşkınlık ve hayranlıkla karışık bir halde onu dinliyordu. Sonrasında arabayı mutlaka bilen birine kendisinin de göstermesi gerektiğini ifade ederek, belki bilmediği başka kusurlarının da olabileceğini ve iyice emin olmadan arabayı almaması gerektiğini vurguluyordu. Adam dayanamadı şöyle bir karşılık verdi Hacı Cevdet'e;

-         -Ya huu! Sen arabanı satmak için değil de, sanki satmamak için çaba sarf ediyorsun.

Hacı Cevdet;

-Hayır kardeşim! Ben arabamı satmak istiyorum. Ancak bu ticaretin her ikimiz içinde hayrılı olması için çaba gösteriyorum. İstiyorum ki aldığın aracın tüm kusurlarını bil. Hatta ikimizde araba ustası değiliz. Bunu bir ustaya göster. İyice her şeyini öğren ve öylece kararını ver.

Manasında sözler ifade ederek karşısındaki kişiye bir müslümanın ticaret yapma örnekliğini sunmak için çaba sarf etmişti.

 Müslüman için olması gereken de bu değil mi? Her türlü aldatmanın ve zulümün yaygınlaştığı bu çağda, hayatın her alanında İslam’ın model olarak önümüze koyduğu bu örnek davranışlar ancak çağın kurtuluş reçetesi olabilirler.

Hacı Cevdet bu aralar yeni bir hayır hizmetini yürütüyor. Siverek belediyesi ve büyükşehir belediyesinin ortaklaşa başlattığı çorba evinin sorumluluğu Hacı abiye verilmiş. Sabah namazı sonrası başlayan hummalı bir çalışma ile günün ilk ışıklarında özellikle taşımalı eğitimle köylerimizden gelen öğrencilerimize veya evde kahvaltı yapamamış öğrenci ve yoksullarımıza şehrimizin ana merkezlerinde sıcak çorbayı yetiştirip dağıtmak.

Sanırım bu hizmet yaklaşık bir yılını doldurdu veya doldurmak üzere. Kısa bir süre önce bir dost meclisinde çorba evi ile ilgili bir olay anlatıldı. Bir yönüyle tebessüm ettiren diğer yönüyle hala yaşama dair, sevgi, hoşgörü, barış, saygı, paylaşma, dayanışma, yardımlaşma ve evrensel tüm değer ve erdemlerle ilgili almamız gereken ne kadar uzun bir yol olduğunu göstermesi bakımından bilinmesi gereken örnek vakalardan bir tanesi.

Olay çorba dağıtım merkezlerinden biri olan sulu caminin önünde geçiyor. Sabahın erken saatleri. Kazanlardaki sıcak çorba servise hazırlanıyor. O arada orta yaşın üzerinde bir esnaf hemşerimiz çorba dağıtan genç görevliye kaba ve yüksek bir tonda uzaktan sesleniyor;

-Oğlum! Bana da bir sıcak çorba ve ekmek getir.

Görevli genç, daha yoğunluk başlamadığı için hemen çorba ve ekmek hazırlayarak amcamıza götürüyor.

Bir sonraki gün aynı şekilde, aynı kişi tekrar çorba istiyor. Dağıtımdaki öğrencilere hızlıca çorba servisi yapan görevli tek bir çocuğun bile aç kalmadan okula gitmesi telaşında dağıtımına devam ederken amcaya sesleniyor;

-Dayı! Sana çorba getiremem. Gelip kendin alabilirsin.

Dayımız çorba almaya gelmiyor. Kalabalık dağılıyor. Genç görevli aratan çorbadan bir kase alarak dayımıza götürüyor. Dayımızın yanına gelince birde ne görsün! Dayımız lokantadan çorbasını ısmarlamış iştahla içiyor. Çorbayla bizim görevli genci karşısında görünce, biraz kırılmış, biraz öfkelenmiş bir tarzda;

-Hastir git! Belediyenin çorbasına kalmadım ben.

Oysa bir kahveni kırk yıl hatırı var derler. Bir gün önce ayağına kadar servis edilen çorbanın kırk saatlik bir hatırı olamaz mıydı be dayıcığım!

Yarım asırlık bir ömür devirmişsin. İyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini,  yaşamış, deneyimlemişsin. Bu yaptığının tutulacak hiçbir tarafı yok be dayıcığım. Yoksul ve öğrencilere yardım amaçlı dağıtılan bir çorbaya tenezzül ettiğine mi kahrolsam. Her şeye rağmen sana olan saygısından çorbayı ayağına kadar getiren genç bir insan hakaret etmene mi yansam bilemiyorum. Nedir bunu bize yaptıran? Bir yandan dizginlenemez olan bencilliğimiz, öte yandan bir türlü kıramadığımız feodal gururumuz.  

Oysa olması gereken, Çorba istemek bir yana, gelip bir kolay gelsin demek, gücün yettiği kadar buna katkı sağlamayı teklif ederek birkaç yoksula, öğrenciye daha bu yardımı ulaştırmak, buna da gücün yetmiyorsa kollarını sıyırıp Allah rızası için çorba dağıtımına yardım ederek destek vermek olmalıydı. Yanlış mı düşünüyorum dostlar?  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.