“Onlar şerrinden emin oldukları dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Dostluklarından emin oldukları için… Düşmanlarını kazanmak için kendilerine yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı; ancak uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında toplanınca yıkılmaları mukadder oldu.”

     Evet, Endülüs Emevi Devleti yıkılırken, Ebu Müslim-i Horasani yukarıdaki şaheser kelamını sarf etmişti . Son zamanlarda çok sık izlenen bir senaryo oldu bu söz. Her gün bir grupta, tesirlerini görmek mümkün. İlk önce o kadar güzel düşüncelerle yola çıkılıyor ki; fikirler, idealler artarda gidiyor. Sonradan yaşananlarla önceki güzellikler gece ile gündüz kadar birbirinden ayrı bir kompozisyon sergiliyor.

       Önce söylemler sonra da eylemler değişmeye başlıyor. Sonraki değişenlerle önceki yapılanlar arasında da inanılmaz bir uçurum söz konusu oluyor. Sonra bu duruma alışıyorlar. Kendileri için hazırlanmış sahte gülücüklü makamda şımartılıyorlar. Uyarılar ve ikazlar çare bulmuyor. “Yapmayın etmeyin!” nidaları karşılıksız kalıyor. O kadar evrensel ve küresel oluyorlar ki, büsbütün yuvarlak cümleler, yapmacık davranışlar, sahte gülücükler, içi dolmamış kavramlarla, faydası olmayan kurallar koyarak devam ediyorlar bu en yeni cicili bicili davranışlarına. Sonra ama birden etraflarında daha ve önce olamayanları görmeye başlıyorlar. Ne kadar doğru yaptıklarını inandırıyorlar kendilerine...

      “Ya o eski halleriyle kalsalardı ne kötü olurdu değil mi?” demeye başlıyorlar. “Ya o birlikte yola çıktıkları aman aman şeytan görsün yüzlerini.” Bu hayata alışıyorlar sonra. Yüksek kaliteli hokkabazlara karışıyorlar. Makamların, mevkilerin ve VİP salonlarının vahşi cazibesine kapılıyorlar. Ben ve benlik duyguları o kadar zirve yapıyor ki; egolarını zapt edebilmek pek mümkün olmuyor. Ben varsam herkes var; ben yoksam gerisi Nuh Tufanı demeye başlıyorlar. Her şeyin merkezine kendilerini oturtturuyorlar. Yaptıklarına ve söylediklerine tapıyorlar adeta. Hele etrafındaki şakşakçılarla şımartılmışlarsa…

    Tarih yine tekerrür mü ediyor ne? Firavun’u şımartan Haman değil miydi? Dün düşman dedikleriyle küpünü doldurmak adına utanmadan sıkılmadan bir araya gelip gelecek için daha yüksek makamlara kendilerini ısmarlıyorlar...

    Oysaki arkalarındaki ve altlarındaki zeminin yavaş yavaş kaydığını görmüyorlar, hissedemiyorlar. Ya da görmek istemiyorlar. Zemin eski dostlardan oluşuyor oysaki... Eski ama samimi, eski ama candan… Belki de üzülüyorlar bu duruma; ama çırpınışlarının fayda sağlamadığını görerek ve ikazlarının dinlenmediğini hissederek çekiliyorlar arkalarından. Zaten bin bir zahmetle tuttukları aralarındaki bağı koparıyorlar. Yıkılmaya başlıyor gücü elinde tutanlar...

Titanic batıyor ama onlar hala zafer marşlarını dinlemeye ve çalmaya devam ediyorlar sahte gülücüklerle. Sonra birden beklenen tehlike geliyor. Uzun olmayan bir zamanda. Sirenler çalmaya, ikaz ışıkları yanıp sönmeye başlıyor, başlayacak, başlamalı!

   Birden akıllarına o eski kadim dostları geliyor. Hani o dostluklarından emin olup siz bizdensiniz dedikleri ama düşmanlarla kol kola girerek unuttukları dostlar. Aralarında oluşturdukları derin vadilerden karşıya geçemiyorlar sonra. Derin bir uçurum oluşuyor aralarında.

   “Yalvarmak yakarmak nafile bugün, gözünün yaşına bakmadan gider” diyordu, Cahit Sıtkı ölüm için. “Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” diyordu” Yahya Kemal. Çünkü hiçbirisi gerçek ve samimi değil. Eriyorlar, eriyecekler... Hem de şiddetli bir gürültüyle. En çok sevinenlerde az önce birlikte zafer şarkıları terennüm ettikleri zevatlar olacak maalesef. Bin bir pişmanlık içinde dönecekler evlerine. Yıkıntıların arasından geçerken, o yükselirken sırtına bastıkları insanları görecekler. Başlarını önüne eğerek uzaklaşacaklar ortadan. Döne döne, keşke olmasaydılar la birlikte…

   Bu tür mutrefinler, bu atmosfer oldukça hayat bulup neş-u nema bulacaklar. Çünkü bu bir zihniyet sorunudur. Bugün kendini büyük ve güçlü olarak gören anlayışların hemen hemen hepsinde aynı sıkıntı yaşanıyor, yaşanmalı. Olan değil oluşturulan dostçuklarla iş yapıyorlar. Davanın sütunlarını iteliyor ve dışlıyorlar. Yok sayıyorlar.

Dün parmağındaki yüzüğünü, kolundaki bileziğini her namazdan sonra gözyaşlarıyla ıslattıkları kimliklerinden de utanmış olmalılar ki küp doldurma uğruna her şeye perde çekiyorlar. Yazık! Çok Yazık! Hayat gösterdi ki yolda bulunanlardan yar olmazmış meğer.

   Hayatın nehri yine aynı aldatmalarla beraber akmaya devam edecek. Etmeli… Etmeli ki cennetin ucuz; cehennemin lüzumsuz olmadığı tekerrürle müsaddak olsun. Aynı delikten defalarca ısırılmaya şahitlik etsin vefalı zaman...

    Evet, dün Emevi Devleti yıkıldığı zaman onların üzerine söyledi Ebu Müslim-i Horasani bu sözü. İmdi! hepimiz aynı rehavetle söyleyebiliriz artık. Aldanmış ve aldatılmışlıkla geçen bu fani zeminde, bunu yapanlara bedel ödettirmeden bunun sonu gelmeyecek.

    Şeytanlar yürekleri şöhret ateşiyle yananları yalnız bırakmayacak, samimiler ise ilahi adalete güvenmeye devam edecektir Zira. hiçbir zülüm ebedi değil ve hiçbir mazlum sahipsiz.

 Selam ve Muhabbetle…

   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mücahit.... 3 hafta önce

Sizin gibi bir dahiyi de devre dışı bıraktıklarına göre bu ülke cahil gemisinde yüzmeye devam edecek. Bu ülkede hiçbir zaman liyakat sahipleri değer bulmadılar hocam. Bunların öyle bir derdi de yok zaten. Bu ilçede sizin gibi kaç donanımlı var? Ama bu şehri kimler yönetiyor. üzülüyoruz tabii olarak.