Ramazan ayının manevi iklimi tüm İslam coğrafyasını ve evreni kuşattı. Yaşadığımız coğrafya için haziran günleri sanırım en uzun ve meşakkatli oruçların yaşandığı zamanlar. İbadetlerdeki meşakkatin takvayı arttırdığı, yaşamın diğer tüm alanlarında sabır, sebat ve duyarlılıkları daha etkili beslediği söylenebilir. Genel seçimler sonrası oluşan iklimin zorluklarını, sabır ve sebat gerektiren böyle bir zor süreci ramazan günlerinde yaşamamız, psikolojik olarak kolaylaştırıcı, rahatlatıcı bir iklim üretiyor.

Türkiye İslamcılığının serüveninin en belirgin kesitlerinden biri kuşkusuz partili mücadele tarihidir. Partili mücadele ile ilgili çeşitli İslami çevrelerin duruşlarını temelde iki ana kategoride toplamak mümkün. Genelde tüm yapı, cemaat, çevre ve oluşumlar partili süreçlere apolitik ve politik olmak üzere iki farklı ve keskin duruş sergilemişlerdir. Daha çok geleneksel çevrelerin apolitik duruşuna karşılık diğer modern oluşumların söylem ve duruşlarının merkezinde siyaset yer almıştır.

Geleneksel yapıların genel olarak merkez sağ ve muhafazakâr partilere sıcak baktığını ve kimi maddi destekler üzerinden bu apolitik çevrelerin desteğinin kolayca alınabildiği görülür. Menderes, Demirel ve Özal hükümetlerinin tabanını bu geleneksel İslami çevreler oluşturur. Yine bu çevrelerin İslami mücadele bağlamında ortaya çıkan Erbakan çizgisine destek vermediklerini, uzun yıllar bu çizgideki partilerden uzak durdukları söylenebilir. Böyle bir partinin büyüyüp güçlenmesini kendileri açısından bir tehdit olarak görülmüştür her zaman. Bu çemberi kıran 28 Şubat süreci sonrası kurulan AK Parti olmuştur. Yani Ak Parti ilk kez İslami çevrelerin kahir ekseriyetinin desteğini almak gibi önemli bir başarı sağladığının altını çizmek gerekir.

Gelenek dışı bağımsız İslami çevrelerin, yeni bir İslami paradigma üretmek, Kuran ve sünnet merkezli yeni bir İslami anlayışla yaşamı inşa etmek gibi devrimci bir çıkışları olduğu için söylemlerinin merkezinde zaten siyasi açılımlar vardı. Bu kesimi partili mücadele bağlamında iki ana grupta toplamak mümkün. Oluşum döneminde ana gövde partili mücadeleyi şirk olarak gördü. Sistem içi mücadele araçlarını İslami mücadele ilkeleri-fıkıhı bağlamında bir sapma olarak tanımlandı. Yine bu çember Ak Parti ile kırıldı. Ak parti dönemine kadar ve seçimlerden sandıktan uzak durdu. Ak Partiye açık desteğini ortaya koyan bu çevrelerin ilk içtihat değişiminin 93 Refah partisi yerel seçimlerinde kendini gösterdiği söylenebilir. Ercümet Özkan’ın İslami parti deneyimini de bu süreci besleyen önemli bir dinamik olarak zikretmek gerekir. Özellikle Ak Partinin entelektüel derinliğini besleyen kesim bu gelenek dışı yapılardan gelen isimler oldu. Yani Ak Parti özellikle politik ve düşünsel derinliğini gelenek dışı bu yapılardan gelen yeni nesil İslamcı entelektüellerden sağladı.

Ak Partinin 13 yıla varan iktidar süreci Türkiye’ye inanılmaz ivmeli bir değişim süreci yaşattı. Statükoyu temelden değişime zorlayan kazanımlar elde edildi. Statükonun vesayet alanları üreten ideolojik aygıtlarına yönelik psikolojik duvarlar bir bir yıkılırken kalkınma ve gelişme bağlamında da önemli hamleler yapıldı. Sağlıktan eğitime, ulaşımdan sanayiye, Kürd sorunundan başörtü özgürlüğüne kadar birçok alanda köklü değişimler yaşattı. İlk kez tüm İslam coğrafyasını ve mazlum dünya halkalarını savunan, küresel sistemin çarpıklığına vurgu yaparak; ‘Dünya beşten ibaret değildir’ gibi söylemleri, Filistin sorununa karşı açık net sahiplenişi, Güney Kore İran’ın nükleer silah teknolojileri üzerinden küresel baskıya adaletsizlik ve küresel çelişkiler üzerinden karşı duruş geliştirmeyi Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmatik liderliğinde gündeme getirdi.

Bu bağlamdaki değişimci çıkışların kırılma noktası 12 Haziran 2011 seçimleri oldu. Ustalık dönemi olarak tanımlanan bu süreci, mücadele ruhunun, dava bilinç ve önceliğinin erimeye yüz tuttuğu, duraklama ve gerileme döneminin başlangıcı olarak görebiliriz. Bu yeni dönemde pragmatist siyaset, iktidarda kalma hesaplarının merkeze alındığı, makam, rant ve gelecek hesaplarının, ideallerin ve ilkelerin önüne geçmeye başladığı söylenebilir.

Roboski olayında gösterilen refleks, gezi olaylarında ve paralel yapı ile mücadele sürecinde etkili olabilmek adına Ergenekon ve diğer statükonun değişimine yönelik kazanımların bir hiç uğruna harcanması ve bu mücadelenin harcı haline getirilmesi, Kürd sorununda İmralı üzerinden sürece yayılarak bir idareyi maslahata terkedilen stratejik değişiklik, HSYK ve diğer bazı düzenlemelerden geri adım atılması gibi konular, bu kırılmanın görünen en kritik virajları oldu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında somutlaşan karizmatik liderliğin baskın siyaset tarzı, iktidarken muktedir olamama sürecinde, statüko karşısında önemli bir toplumsal desteği arkasına alabiliyorken, iktidarın artık muktedir olma sorununun kalmadığı son süreçte rahatsızlık vermeye başladı. Özellikle Erdoğan’ın otoriterleşmesi üzerinden yürütülen algı operasyonları da bu bağlamda sonuç verdi ve toplumun kimi kesimlerini ikna etmeyi başardı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ve Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı Ak parti için yeni bir dönemin başlangıcı olarak görmek gerekir. Kurucu karizmatik liderin yerine başka birinin gelmesi ile başlayan süreçlerin belli bir irtifa kaybı beraberinde getirmesi beklenen bir şeydir. Bu bağlamda 2015 seçimlerine kadar geçen yaklaşık bir yıllık zor süreçte Ahmet Davutoğlu’nun başarıyla partiyi taşıdığı söylenebilir. Kendisinin deyimiyle her alanda restorasyon yapma misyonu Ak partinin geleceğine dair umut verici bir açılım olarak görülmelidir. Özellikle Kürt sorunu ve siyasi ahlaka dair vurguların daha güçlü çıkması bu bağlamda Ak Partinin gelecek açısından hala en güçlü değişim ve gelişim vizyonunu üretme becerisine sahip olduğunu gösteriyor. Yani taze bir kan ve taze bir ruh ile yenilenmek ve geleceği kadim değerlerimiz bağlamında inşa etme bilinci ve dava ruhunu siyaset yapama tarzının merkezine alması gelecek açısından umut verici.

Ahmet Davutoğlu ile başlayan bu yeni dönemin, İslami çevrelerin içine düştüğü bu darboğazı aşmada önemli fırsatları da beraberinde getirecektir. Genelde iktidarla özelde partili mücadele tarzı ile ilgili yaşanan 12 yıllık deneyimleri yeniden analiz ederek hikmetli sonuçlar çıkarmak gerekir. Özellikle paralel yapı ile yaşanan deneyimlerin daha detaylı mercek altına alınması faydalı olur. İktidar partisi çeşitli cemaatlerin iktidar adacıklarına dönüştürülmemelidir. Partinin kendisi de bir cemaat refleksiyle hareket etmemelidir.

Yeni dönemin siyasi darboğazı 2015 genel seçim sonuçları ile daha görünür hale geldi. Ak parti ilk kez tek başına hükümet kuramayacak bir seçim sonucu aldı. %41 oyla hala ülkenin en büyük partisi olmasına rağmen bir kan kaybı yaşadığını görmek gerekir.

Ak partinin kısmen bir oy kaybına uğrayacağı bekleniyordu. Ancak kaybın bu düzeylerde olacağına pek ihtimal verilmiyordu. Kahir ekseriyet Ak partinin hükümet kurabilecek düzeyde oy almasını bekliyordu. Ancak seçim barajı sistemi ve Ak parti ile beraber cumhurbaşkanı üzerinden yürütülen etkili algı operasyonları sonucu önemli ölçüde etkiledi.

HDP’nin seçim barajı üzerinden yürüttüğü şantaj siyaseti beklenin üstünde oy almasını beraberinde getirdi. Selahattin Demirtaş bu durumu; ‘Emanet oyların sorumluluğunun farkındayız’ şeklinde ifade etti. Ayrıca seçime birkaç gün kala Diyarbakır’da meydan gelen provokatif patlamanın duygusal etkisi, Erdoğan’ın ‘Kürd sorunu yoktur.’ gibi söylemleri ile beraber başkanlık sistemi vurgusu ve Cumhurbaşkanlığı üzerinden seçime müdahil olunması gibi konular üzerinden üretilen söylemler HDP’nin önünü açarken Ak partiye de özellikle Kürdistan coğrafyasında önemli kayıplar yaşattı.

Bu seçimlerde üretilen en etkili algı operasyonu kuşkusuz Erdoğan’nın ülkeyi otoriterleştirdiği, başkanlık sistemi ile beraber diktatörlüğe gidişin olacağı söylemleriydi. Erdoğan merkezli geliştirilen bu algı doğrudan Ak partiye oy kaybı olarak yansıyordu. Bu bağlamda başkanlık sisteminin halktan veto yediği söylenebilir.

Özellikle dindar Kürtlerin oyunu almaya dönük geliştirilen önemli algı operasyonlarından biri de Ak partinin dini kullanması üzerinden yapıldı. Kürtçe Kuran’ının mitinglerde kullanılması ve özellikle dış politikada PYD’ye karşı DEAŞ/IŞİD’i desteklemesi gibi söylemler servis edilerek bu algı üretilmeye çalışıldı ve kısmen başarılı olundu.

Bu algı operasyonlarının arka planında küresel medya güçlerinin desteğini olduğunun altını çizmek gerekir. Bu bağlamda HDP ve diğer partilerin Ak Partiye yönelik söylemlerinin aynı olmasını bir tesadüf olarak görmemek gerekir. Ekrem Dumanlı Gülden Kışanak görüşmesi gibi medyaya düşen bazı ayrıntılar bu ortak muhalif söylemin bir toplum mühendisliği ürünü olduğunun güçlü kanıtları olarak görülmelidir.

Gelinen bu süreçte Ak parti hala en büyük desteğe sahip partidir. Seçim sonuçları Ak partiye yeniden ilkeli, değişimci, toplumcu siyaseti üretme noktasında bir şans tanımıştır. Özellikle yeni anayasa, siyasi ahlak ve çözüm sürecinin yapısal düzenleme ve projelerle sürdürülmesi gerektiği mesajını dost acı söyler babından vermiştir.

Yaşanan bu siyasi darboğazın, ancak ilk kuruluş yıllarındaki dava ruhu ile aşılabileceğini, toplumun yoksul, emekçi, ötekileştirilmiş, mustazaaf kesimleri ile kucaklaşacak sokak siyasetini insan sıcağı ile yoğuracak bir duyarlılıkla yeniden yerel ve evrensel değişimin adresi olabileceğini göstermiştir.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.