Bu haber sitesinde yazı yazmamın sebebi hatırını kıramayacağım dostum Mustafa kardeşimin rica etmesidir. Benim düzenli yazı yazmaya vaktim olmadığını, dini konuları yazmanın hayli ağır bir yük olduğunu söylememe rağmen; dilediğim zaman yazı yazma konusunda beni serbest bıraktığından bu teklifi kabul ettim. Günah işlemeye teşvikin aleni bir şekilde yapıldığı zamanımızda Emri bi’l maruf nehyi ani’l münker(iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek) farz olmasından dolayı yazı yazmaya gayret edeceğim İnşallah.

Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn.Rabbişrah lı sadrı Ve yessir lı emrı Vahlül ukdetem mil lisanı Yefkahu kavlı  (Göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni.)

Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde Hz. İsa'nın doğumunun kutlandığı Hıristiyan Bayramı’dır. Noel, her yıl dünyadaki Hıristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık'ta Noel arifesiyle başlar ve bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam eder. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jülyen takviminde 25 Aralık'a denk gelen 6 Ocak'ı Noel olarak kutlarlar. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde pratik olarak Noel tatili yılbaşı tatiliyle (31 Aralık gecesi) birleştirilir. “Sözüm ona“ Noel Baba (!) ise, Noel gecesi çocuklara hediye bıraktığına inanılan efsanevi kişidir. Kökeni, Antalya'nın Demre (eski adı Myra) ilçesinde 4. yüzyılda yaşamış  bir Hıristiyan Papazı olan Piskopos Nikola'ya dayanır.

Yukarıdaki tanımlamalardan da anlaşılacağı üzere Noel ile ilgili kavramlar açıklandığında görülüyor ki Müslümanlıkla ilgili herhangi bir tanımlama yok. Ayrıca Hz. İsa’nın doğumunu kutlama adı altında yapılan kutlamanın tarihleri konusunda bile Hıristiyanlık aleminde 25 Aralık, 6 Ocak, gibi iki tarih söz konusu olmakla beraber daha sonra imparator Konstantinos Aralığın son haftasını Noel haftası, son gecesini ise (31 Aralık) Noel gecesi olarak ilan etmiştir. Yani tamamen işin başından kendileriyle çelişen bir duruma girmişler ve yapılan işin gerçek Hıristiyanlık’ta bile olmayan batıl bir uygulama olduğunu göstermişlerdir.

Konuyla ilgili Kur’an-ı kerimdeki: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.“ (Maide 51) ayeti şiddetli bir şekilde Müslümanların onlarla dost olmamasını  belirtmekle beraber onların birbirinin dostu olduğunu, onlar gibi olmadığımız müddetçe onların da bizi dost olarak görmeyeceğini beyan ediyor.

Diğer bir ayette: "O (Allah) size Kitapta: 'Allah`ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz.' diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların da, kâfirlerin de tümünü cehennemde toplayacaktır."  (Nisâ, 4/140)  Allah’ın ayetleriyle alay edildiği veya küfredildiği durumlarda onların davranışlarını değiştirmeyene kadar onlarla oturup kalkmayı bile yasaklıyor. Aksi takdirde onlar gibi olacağımızı beyan ediyor.

Diğer ayette: “Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zalimlerden olursun.“ (Bakara 145) Onların Müslümanlıkla ilgili hiçbir şeyi yapmayacakları gibi bizim de onların dinleriyle ilgili bir şey yapmamızı emrediyor. Hatta onların arzu ve heveslerine uymamamız gerektiğini, uymamız halinde zalimlerden olacağımızı beyan ediyor.

Diğer ayette: "Zulüm yapanlara en ufak bir meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah`tan başka velileriniz de yoktur, sonra yardım da göremezsiniz." (Hûd, 11/113) Bu ayette ise bırakın dost olmayı, onlarla dinimize aykırı şeyler yaptığında oturup kalkmayı, onların arzu ve heveslerine uymayı, onlara en ufak bir meyli bile yasaklıyor. Çünkü insan bir işe ilk önce biraz meyleder daha sonra bu meyiller artıp onların arzu ve heveslerine uyar daha sonra onlarla oturup kalmaya daha sonra yaptıklarını hoş görmeye bütün bunların neticesinde dost olma durumuna gelip yaptıklarını yapmaya başlar.

İşte bunun içindir ki Allah onlara en küçük bir meyil göstermemiz durumunda zalimlerden (Hıristiyanlar Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu dediği için Allah’a iftira ettiğinden zalimlerden olmuştur.) olacağımızı, doğru yolu bulamayacağımızı, azap göreceğimizi, hatta (neuzü-billâh) onlara benzeme noktasında meyillerimizin artması sonucunda onlar gibi olma durumuna gelip Cehennem’e  gideceğimizi beyan ediyor. Bizim onlara güzel görünmek için yaptığımız taklit sonucunda Hud Suresinde söylediği gibi: “Sizin Allah`tan başka velileriniz de yoktur, sonra yardım da göremezsiniz." Allah’ın yardımının kesileceğini sonra onlardan da herhangi bir yardım göremeyeceğimizden hüsrana uğrayacağımızı beyan ediyor.

Nitekim Peygamber Efendimizin (s.a.v.)  bu konuya dikkat çektiği  Hadis-i Şerifi: Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivayet edilmiştir. Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü kıyamet ne zaman kopacaktır?“ diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.), namaza kalktı ve namazını bitirince; “Kıyametin kopmasını soran kimse nerededir? Buyurdu. Adam: “Benim Ey Allah’ın Rasûlü“ dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Adam: “Kıyamet için fazla namaz ve oruç hazırlayamadım; fakat ben Allah’ı ve Rasûlünü seviyorum” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiğiyle beraberdir, sende sevdiğinle beraber olacaksın buyurdu. Müslümanların Müslüman olmaları dışında bu söze sevindikleri kadar başka bir şeye sevindiklerini görmedim.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 113; Müslim, Birr: 50) Eğer ahirette Allah’ın sevgilisi Peygamber Efendimizle (s.a.v.) olmak istiyorsak onun yaptığı gibi yapmalı yapmadığı şeyi terk etmeliyiz. Eğer Hıristiyan Papazlarla ahirette beraber olmak istiyorsak onların yaptığı gibi bu geceyi kutlarız.

Şüphesiz ki Allah katında makbul olan din İslam dinidir. (Al-i İmran 19) İslâm Dini yepyeni bir nizamla ortaya çıkmış, önceki dinlerin batıl hükümlerini bütünüyle yürürlükten kaldırmıştır. Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) Medine'ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dinin etkilemesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve bu bayramların  yerine Ramazan ile Kurban Bayramlarını tebliğ etti. Bu dinin gecesi de gündüzü kadar aydınlıktır. Müslüman anasından kendisinden örnek alınan olarak doğar, başkalarına tabi olan olarak değil. Yani o ilmiyle, irfanıyla, yüksek ahlâkiyle ve dindarlığı ile herkese örnek olur, herkes ona uymaya özenir. Müslüman kişi ise dinine aykırı işler yapan kimselere özenmez. Çünkü dini ona yeterince malzeme sunmuş, ihtiyacını karşılamıştır. Tabi bu tabi’ olmama ilim, teknikte ve sanatta değildir. Çünkü ilim ve teknik Müslüman’ın yitik malıdır, onu nerede, kimin yanında bulursa almaya daha haklıdır. O halde dine aykırı işler yapan kimselere özenmemek:  ahlâk, din, adalet ve hakseverliktedir. Yani bu noktalardan onlara uymak yasaklanmıştır.

Şimdi size soruyorum Allah’ın birçok ayetlerinde tehdit varken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu konuyla ilgili birçok Hadis-i Şerifi varken sadece bir  özenme uğruna sabaha kadar çıplak kadınlara bakıp, içki kullanıp, milli piyango kumarına katılıp, çam ağacı alıp,“sözüm ona“ Noel Babaya (!) umut bağlayıp, sefahate alet olup Hıristiyan kültürü olan şeyleri yapmak akıllı bir insanın işi midir? Böyle kötü davranışlarda bulunmamız sonucunda: “Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.“(şura 21) ayetine göre azaba çarptırılmaktan korkmuyor muyuz?

         Peki Noel Gecesi’nde  Müslüman birinin yapması gereken  nedir?

O gece Müslüman’ın  yapması gereken şey ömründen bir yıl daha eksildiğini düşünmek, yaptığı yanlışlıklar için tövbe istiğfar edip bir daha yapmamak adına Allaha söz verip vazgeçmek, yapamadığımız ibadetleri yapma gayretine girmek için karar almak ve en önemlisi dinimizi öğrenip yaşama  noktasında karar almaktır. Ayrıca  bu noktada diğer Müslüman kardeşlerimizinde günah işlemelerini önlemek noktasında destek vermektir. Çünkü: "Iyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah`tan korkup sakının..." (Mâide, 5/2) ayeti bunu bize emrediyor. Ayrıca kendisi günah işlediği yetmiyormuş gibi  bizi de günaha davet eden kişilere Bediüzzaman Said Nursi’nin takdire şayan şu sözüyle cevap vermeliyiz:“ Fısk (günah, haktan ayrılmak) ve sefahete (zevk, lezzet ve yasak şeylere düşkünlük) seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin:Eğer ölümü öldürüp zevali dünyadan izale etmek aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapama çaresi varsa haydi yap, göster ,görelim. Sonra de: Gel keyfedelim. Yoksa sus ey sersem kainat mescid-i kebirinde Kur’an kainatı okuyor! Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, Hidayetle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ona derler. Hak olup Hak’tan gelip Hak diyen ve hakikati gösteren nurani hikmeti neşreden odur.“ Bunları yapma irademiz yoksa en azından uyuyup günahlara girmemeliyiz. (Bu uyuma fiili bile günahlara kalbinden buğz edip kaçmak niyetiyle olsa kişiye vacip sevabı kazandırır.)

Yoksa boş verip sanki hayatımızdan bir yıl eksik olmamış, sanki ölüm denen kesin akıbete biraz daha yaklaşılmamış, sanki saçlarımızdaki beyazlar artmamış, sanki  gençlik yıllarının tükenip ihtiyarlık demlerine daha fazla yaklaşılmamış, sanki geçen bir yılın boş olduğu fikriyle vur patlasın çal oynasın edasıyla kendimizi kandırma gafletine mi girsek. Tercih sizin ama şunu unutmayalım ki  kabul etsek de etmesek de ömrümüz  kabire, öteki dünyaya doğru hızlı bir şekilde ilerliyor. Ömür günlerimiz hızlı bir şekilde tükeniyor. Dünyaları verseniz dahi giden bir tek saniyeyi bile geri getiremiyorsunuz.

Yazıma asrın mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi’nin şu sözüyle hatime vermek istiyorumEy bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefîhane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, Siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır!.. Allah bizi de, sizi de sırat-ı müstakime eriştirsin.

Subhâneke lâ ilmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin.

NOT: Risale-i Nur hizmetine hayatını vakfeden eden, bu yolda pek çok ilmi eser kaleme alan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebelerinden Muhterem Abdülkadir Badıllı Ağabey'in vefatı münasebetiyle Kendilerine Cenab-ı Haktan Rahmet ve mağfiret diler, aile ve yakınlarına, yol arkadaşlarına sabr-ı cemil niyaz ederim Ruhana El Fatiha 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.