“Her ne kadar Erdoğan, “bir gece ansızın geleceğiz” benzeri naralar atıyorsa da bu konuda inisiyatifin bürokrasiye bırakılması ihtimali çok yüksektir. Üzerinde durulan nokta “silahların Türkiye’ye yönelmeyeceği” garantisi noktasındadır. 16 Mayıs’ta yapılacak ziyaret bu bakımdan protokol gereği bir ziyaretten fazla bir anlama gelmeyecektir. Rıza Sarraf ve Fethullah Gülen’le ilgili birkaç temenni Erdoğan’ın gönlünü almaya yetecektir. Böylece Türkiye, düştüğü ikinci sınıf durumunu daha iyi içselleştirecektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta ABD Başkanı Trump’a yapacağı ziyaret öncesinde, sözcüsü İbrahim Kalın, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ABD’ye gitmiş olması, Rakka Operasyonu’nun Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile değil de Türkiye ve Türkiye’nin güdümünde bulunan güçlerle yapılmasının teklif edilmesiyle ilgilidir. Bu teklifin kabul edilmeyeceği biliniyordu. Çünkü, Rakka Operasyonu DSG ile sürüyor, çok önemli bir aşama kaydetmişti. Bu temasın dikkat çeken yönlerinden biri de, dışişleri veya diplomatik misyonun bu işe karışmamış olmasıdır. Erdoğan’ın AKP’nin başına geçtikten sonra Dış İşleri Bakanlığı’na İbrahim Kalın’ı getirse şaşırtıcı olmaz.

****

Kalınoğlu, Fidan ve Akar üçlüsünün ABD ziyareti, bir ziyaretten çok, ABD tarafından bilgilendirmenin ilk elden yapılmasını andırıyor. ABD, Rakka Operasyonu ve DSG’ye ağır silahların verilmesini zaten kabul etmişti. Türkiye’nin Rojava ve Şengal’e saldırısından sonra, ABD’li askeri yetkililerin doğrudan doğruya Hulusi Akar’ı uyarmasını da not etmekte fayda vardır. Her ne kadar Erdoğan, “bir gece ansızın geleceğiz” benzeri naralar atıyorsa da bu konuda inisiyatifin bürokrasiye bırakılması ihtimali çok yüksektir. Üzerinde durulan nokta “silahların Türkiye’ye yönelmeyeceği” garantisi noktasındadır. 16 Mayıs’ta yapılacak ziyaret bu bakımdan protokol gereği bir ziyaretten fazla bir anlama gelmeyecektir. Rıza Sarraf ve Fethullah Gülen’le ilgili birkaç temenni Erdoğan’ın gönlünü almaya yetecektir. Böylece Türkiye, düştüğü ikinci sınıf durumunu daha iyi içselleştirecektir.

CHP ve MHP, söz birliği içinde Erdoğan’dan ziyaretini ertelemesini istiyorlar. Erdoğan’ın gelinen aşamada, kendi ikbalini Türkiye’nin ikbalinin önüne koyduğu biliniyor. Devlet yapılanmasına kendi aile çevresi ve yakınlarını doldurmada tam gaz gidiyor. Kişisel ikbali için Trump’la ziyareti kendisine büyük bir fırsat olarak görüyor. Bu açıdan, ziyaretin iptalinden söz eden yorumların bir geçerliliği yoktur
Türkiye, ABD’nin kendisiyle çalışmayacağını çok iyi biliyor. Çünkü, Türkiye Kürtlere düşmanlık yapıyor, Kürtlere Radikal İslamcılar’ın saldırmasına zemin hazırlıyor, onları Kürtlerin üzerine sürüyor. Türk halkının çıkarı, Kürtlerle birlikteliği gerektirdiği halde, Türkiye ideolojik/Sünni İslami bir tavır takınarak Sünni Araplarla birlikteliği, Kürtlerle birlikteliğe tercih ediyor. Kürtleri de kendi belirlediği bu politikaya çekmeye çalışıyor. ABD de, bütün dünya da Türkiye’nin bu eğilimini biliyor. Onların gözünde, Türk yönetimi Radikal İslamcılar’dan farksızdır. Ancak, Türk toplumundaki değişik eğilimlerin olduğunu da biliyor. Bunu daha fazla harekete geçirmek adına, Türkiye’yi tamamen kaybetmek de istemiyor. ABD ve Batı Erdoğan’ın üzerinde baskı kurarak, Radikal İslam’dan uzaklaştırmaya çalışıyor. Türkiye’yi müttefik olarak tutmaya devam ediyorsa, bu konuda yaşanacak değişim umudundan dolayıdır.

****

Türkiye, ABD’ye “Benimle işbirliği yap, YPG ile yapma” derken, Kürtlerin, Arapların yoğun olduğu bir yeri yönetemeyeceğini söylüyor. Bu bakış açısı, ırkçı ve mezhepçi bir bakış açısıdır. Oysa YPG ve DSG’yi oluşturanlar Suriye’nin yerli halkıdır. Türkiye’nin kendisi ve destek verdiği İslami grupların içinde Suriyeli olmayanlar var. Burada gerçeği görmek gerekiyor. ABD, DSG’yi IŞİD’e karşı kullanmıyor. DSG IŞİD’e karşı ABD’den destek görüyor. Çünkü, DSG dışında IŞİD’le mücadele edebilecek, onu yenebilecek bir güç yoktur. Daha önce Türkiye ve Suudi Arabistan’la birlikte eğit-donat programından çıkanların çoğu silahlarıyla birlikte ya kaçtılar, ya da IŞİD veya El Nusra’ya katıldılar. ABD bunu çok iyi biliyor. ÖSO’ya bağlı bazı grupların ABD’li askerlere silah yönelttiğini de biliyor. Türkiye’nin “DSG Rakka’yı yönetemez.” deyişinin bir geçerliliği de yok. Çünkü kendisi, “bir tek Türk’ün yaşamadığı, tamamı Kürt olan” Hakkari ve Şırnak’ı yönettiği gerçeğini de görmüyor. Kaldı ki, Münbiç’te olduğu gibi, Rakka IŞİD’den temizlendikten sonra Rakkalılar’ın yönetimine bırakılacak. Şimdiden yönetim modelleri oluşmuş durumda. Türkiye’nin işbirliği yaptığı gruplara bırakılan Rakka eskisinden daha tehlikeli duruma gelecektir. Bu da radikal İslamcı gruplarla ABD askeri ve DSG’nin çatışması anlamına geliyor. Oysa, DSG ile ABD işbirliği içinde çalışıyorlar, Rojava halkının ABD’li askerlere bir tepkisi yok; ABD askerleri, Rojavalılar tarafından çiçek ve sloganlarla karşılanmaktadır. Üstüne üstlük DSG Rusya ve Suriye tarafından da Suriyeli yerli ve meşru bir güç olarak görülüyor. Türkiye’nin DSG için dilinden düşürmediği “terörist” deyişine kimse itibar emiyor. Kaldı ki, yakın bir zamana kadar Türkiye de YPG’lileri “terörist” olarak görmüyordu. Yüzlerce YPG’li Türk hastanelerinde tedavi görüp, Rojava’ya geri döndü. YPG ile birlikte Süleyman Şah Türbesi Türkiye sınırına nakledildi.

****

Trump’un Suriye ve Irak’taki önceliği “IŞİD ve El Kaide türevi radikal örgütlerle” mücadele olsa da henüz şiddete bulaşmamış İslamcı grupları dahi tehlikeli olarak görüyor. Erdoğan’a bakışı da bu yöndedir. Geçmişte el üstünde tuttuğu “Ilımlı İslamcıların” bir ağırlığı kalmadı. Askeri darbe yapsa da Sissi gibi nispeten daha laik karakterli yönetimleri, Ilımlı İslamcılara tercih ediyor. Filistin’de El Fetih’i kendisine daha yakın görüyor. DSG’nin dini bir güç olmadığını da iyi biliyor. Çünkü, Irak ve Suriye gerçekliğinde Ilımlı İslamcılar’ın kısa sürede radikal islamcılığa dönüş yaptığını tecrübe ile biliyor.
ABD, 25 Nisan’da yapılan saldırıyı beklemiyordu. Birincisi, ABD YPG ile birlikte çalışıyor. İkincisi vurulan YPG Birliği’nin çok yakınında ABD birlikleri vardı. Türkiye ABD’ye bilgi verdim dediyse de vuracağı koordinatları ABD ile paylaşmamış ya da saldırıdan çok kısa süre önce bilgi vermiş. Türkiye’nin ABD’ye öfkesinden çok ABD’nin Türkiye’ye öfkesi var. ABD askeri yetkilisini saldırının yapıldığı Karaçox’a göndererek öfkesini gösterdi. Sonrasında DSG’ne ağır silah verilmesi kararnamesini imzalandı. Bu durum, Türkiye’nin diplomatik girişimlerinde istediği sonucu almadığı anlamına geliyor.

****
Türkiye Rojava’ya saldırabilir mi? 
En azından ABD’nin işini bozabilecek bir konuma gelebilir mi? Bu soruları cevaplamak gerekiyor. Türkiye’nin Rojava’ya karşı saldırganlığı 25 Nisan saldırısı ile ortaya çıktı. ABD ve Rusya’nın önlem almaması durumunda, kara birliklerini de Rojava’ya sokabilirdi. Rusya tek başına onay verseydi dahi bunu yapabilirdi. Suriye ve İran’ın da buna onayı yoktu. Bu aşamadan sonra Türkiye’nin Rojava’ya saldırısı kolay olmayacaktır. Ancak Türkiye, çeşitli yollarla Radikal İslamcı grupları güçlendirecek olanaklar da sunabilir. Bu şekilde geciktirici bir rol oynayabilir. Bunun ötesinde doğrudan doğruya askeri güç kullanmasının koşulları yoktur. Trump’ın kararına tepki gösteren Erdoğan’ın buna rağmen ziyareti ertelememeyi düşünmüş olması da Türkiye’nin kısa sürede saldırı pozisyonuna geçmeyeceğini gösteriyor. Yine Türkiye’de yoğun bir şekilde laiklik tartışması yürütülüyor. Evet’in çeşitli hilelerle zar zor kazanmış olması, Erdoğan’ın İslami Devlet ilan etme cesaretini kırdı. Kürdistan ve Türkiye’nin başta İstanbul olmak üzere sanayi ve ticaretin merkezi olan yerlerde Hayır’ın yüzde ellinin üstünde çıkmış olması, bu Hayır’ın laiklik konusunda ortaklaşmaları, ABD ve Batı’nın bu tür eğilimlere destek verebileceği hususu dikkate alındığında, bu savaş çığırtkanlığına halkın destek vermeyeceği şeklinde yorumlanabilir. Fırat Kalkanı operasyonunda yaşanan kayıplar, sonuçlanmadan geri çekilme süreci de göz önünde bulundurulursa, Türkiye’nin Rojava ile savaşına destek verecek güçlü bir kamuoyu da bulunmuyor.

****
Sabah Gazetesi yazarı Fatih Altaylı, 11 Mayıs tarihli yazısında “ABD’nin PYD’yi PKK’dan ve Türkiye karşıtı pozisyondan koparması, böylece PYD’yi tıpkı bir zamanların KDP’si gibi Türkiye açısından terör örgütü olmaktan çıkarması bölge için de yararlı olacaktır.”; Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’ün de, 12 Mayıs tarihli yazısında, “YPG ile savaşarak PKK’yi dize getirme siyaseti yerine, YPG ile anlaşarak PKK’yi düz yola getirme siyasetine geçsek.” demiş olması, savaş karşıtı kamuoyunun oluşumu bakımından önemlidir.
PYD/YPG/DSG’nin IŞİD’e karşı mücadelesini Türkiye toplumu gün gittikçe daha iyi görüyor. Türkiye’nin güneyinde IŞİD’le komşu olmaktansa, Rojava ile iyi komşu olmak daha iyi olur düşüncesi ön plana çıkıyor. Rojava Kürtleri’nin Türkiye’ye vurma niyetleri de yok. Daha doğrusu, Kürt toplumunun menfaati ile Türk toplumunun menfaati birbiriyle çakışıyor. Çatışmanın hiçbirine bir kazancı da olmaz.

****

Sonuç olarak, Fırat’ın Gazabı, Fırat’ın Kalkanı’nı yendi. Fırat Akar, Erdoğan Bakar..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.