Hoşgörü, anneler, babalar, sevgililer, yaşlılar günü: kara gündür öteki bile olamayanlara!..

Sevgilisi, annesi, babası, çocuğu olanlarındır mutluluk addedilen günler.

Öteki bile olamayanları ırgalamaz. Ne öpeni ne de öptüreni var onların!...

Demokrasi, lâiklik, başörtüsü, borsa, aya seyahat, özgürlük, insan hakları, çocuk hakları, nükleer silah kavramları onları ırgalamaz.. Karnı tok sırtı pek, hâli vakti yerinde olanların sorunudur.

Yasama, yürütme, yargı ayakları olara uğramaz. Uğrasa kaç yazar?...

Siyasetten nasibini alamamış ki onlar. Gerici desen değiller, ilerici desen değiller. Devrim nedir bilmezler. Sağdan, soldan sorsan mecali yok konuşmaya!...

Kim, neyi “yasama”mış/yasamış, neyi “yürütme”miş/yürütmüş, kimi “yargı”lamamış/yargılamış; kimi haklamış, kimi paklamış umurunda değil onların.

Gizlisi de saklısı da yok; telekulaklanma korkusu da… Zaten dinleyeni de yok!..Olsa ne yazar?

Hanesi, enflasyonun değil, sokaktır onların. Doğar doğmaz sokağa bırakılmış: ya bir aşkın tufanıdır ya da yokluğun varıdır. Belki el bebek gül bebekti belki de babaydı, anneydi ama şimdi sokak köşelerinde, duvar diplerinde, parklarda aç, sefil, perişan…

Birileri dokunmazsa buna da razılar…

Dokunulsa: maziden bin ah duyulur ta en derinden yüreğinin… Kan olur gözyaşları akar sinesine, dert olur uzanır yıllara sicim sicim… Tel tel dökülür cümleler yanık bağrından, türkü olur dilinde avaz avaz…

Bir zamanlar annemizdi, babamızdı, evladımızdı, kardeşimizdi... Şimdi bize yabancı, bizden uzak, yapayalnız birer garipler…

Uzanacak bir el; merhamet edecek bir vicdan; ufukta görecek bir göz aramaktalar…

Yok!...

Yürek sızlatan hallerini gören yok.

Ne arayanı ne soranı ne tanıyanı ne acıyanı var öteki bile olamayanların!...

 

Hayatın tokadını yemiş, çaresiz, tek başlarına, yapayalnız… Kim bilir hangi fırtına savurmuş meçhule giden yola…

Versen sırtına kaldıramayacağı yük yok amma hayatın yükü bu, kaldırılmaz çekilir. Moral gerek. Onu da çok görür soyu tükenesiler…

Kolay mı uğruna dünyayı, canını, malını feda edebildiğin; can, ciğer dediğin evladın, annen, baban, eşin tarafından terk edilmek, hançerlenmek en can alıcı yerinden?...

En yakınından en acı ihaneti görmüş biridir, birileridir onlar. İsimsiz, kimliksiz… Hiçbir sınıfa, hiçbir sosyal kategoriye giremeyen, öteki bile olamayanlardır onlar.

Barış, demokrasi, özgürlük, halkların kardeşliği yok dünyalarında onların.

Türk’tür, Kürt’tür, Arap’tır, Laz’dır… Lâkin milliyeti yok sokakta kalanın!…

Umurunda mı kapanan, açılan partiler, seçimler, seçilenler, seçilmişler?…

Hayatın en büyük kazığını zaten yemişler altısını daha yeseler ne yazar?…

Kararmış hayatlarına ışık vermeyen ampul, dünyayı aydınlatsa ne yazar?...

Ölmüş duygularına milliyetçiliği; damarlarına en asil kanı sıksan; yoksa kendilerine faydası ne yazar?..

Bir lokma ekmek, bir sıcak çorba, bir damla sudur onların partisi, ırkı, dili, ülkesi…

Yerlisi, yabancısı fark etmez sermayenin. Sığınacak bir baraka, doyuracak bir öğün yemek kabulüdür onların!... Ama yok!...

Zaten yemişler her türlüsünü darbenin… Postallısı, cübbelisi, sivili olsa ne yazar?...

Terördür, sınır ötesidir, berisidir uğrasa sınırına onların ne yazar? Öyle sınırdan, kıyıdan, köşeden değil en derininden yürekten yaralı onlar.

Bulsak da Ay’da hayat belirtilerini; bütün hastalıklara çareyi; kurtarsak da dünyayı: onların haline derman olamazsak; bugün onlara yarın bize diyemezsek sorarım size, ne yazar?...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.