Zaman suyun üstünde yüzen bir yaprak gibi akıp gidiyor. Elimizde olsa, ölümün bu dünyadaki en büyük nimet olduğunu unutarak zamanın kolundan tutup durduracağız. Bunu, "zaman" ın da aslında Allah tarafından yaratıldığını ve izafî bir yönünün olduğunu  bilmeden veya bilerek yapacağız.

"...Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir."
(Hac 47)

Döngü sünnetüllah gereği dönmeye devam ediyor. Yıllar geçip gidiyor. Bu döngünün en muhteşem duraklarından biri her yıl bir ay olarak Müslümanlara hediye edilen Ramazan ayıdır. Bir Ramazan ayına daha kavuştuk hamd olsun. Zamanın izafî döngüsünün içinde bir mübarek Ramazan daha bize "merhaba" dedi. Zamanın döngüsünün hikmetini bu ayın hakkını vererek idrak etmek gerekir.

Yüce Mevla Bakara suresinde orucu farz kılan ayetlerden birini (Bakara 183) "Umulur ki muttaki olursunuz." ifadesiyle bitiriyor. Oruç tutmanın sadece yeme içmeden uzak durmak olmadığını, bu ibadetin bir hedefi olduğunu vurguluyor bu ayet. Bunu gözden kaçırmak bu büyük ibadetin hakkını verememek ve maksadına ulaşamamak anlamına gelir.

Ramazan ayı, ateizm ve deizmin özellikle gençler üzerinde gözle görülür bir etkisi olduğunu gördüğümüz bir zaman diliminde olmamız açısından da ayrıca önem kazanıyor.  Sırf bu yüzden bile olsa anlamak kaydıyla daha çok  Kur'an okumanın ve tefekkür etmenin elzem olduğu bir zamandayız. Bu lüzumun gerekliliği Ramazan ayıyla birlikte daha görünür oluyor dikkatli bakan gözler için.

Aslına bakarsanız hayatın anlamsız olduğu fikrini insana dayatan ateizmin ve deizmin süslü teorileri ölümün soğuk duvarlarına çarpınca paramparça olur. Çünkü insanın beyni ve kalbi anlamsızlığın yarattığı karmaşayı "tanımsız, geçersiz, işlevsiz" olarak kodlayarak bu yapay problemi Allah'ın lütfü sayesinde sahip olduğu donanım ve derinlikle çözer. Bu anlamsızlığa teslim olmayan kişi Kur'an'ın hayat ve ölüme dair sorulan sorulara verdiği cevapları idrak ederek bu labirentten çıkabilir. Bunu yapmak için illa da ölümün gelip çatmasını beklemek gafillerin işidir. Bu mübarek ayı bu gaflete karşı bir dirilme ayı alarak anlamlandırmalıyız. Tabi ki bu anlamlandırma süreci tefekkürsüz olmaz.

Kur'an'ın oruç ibadeti için hedef gösterdiği "takva" elbisesine bürünmek için ne yapmak gerekir? Bu sorunun ilk cevabı elbette tefekkür etmektir. Tefekkür "derin düşünce" anlamına gelir. Hayatı ve ölümü anlamlandırmaya yönelik bir derin düşüncedir tefekkür. Neyle tefekkür edeceğiz? Elbette Kur'an ile...

Ramazan ayı ki Kur'an onda indirilmiştir, der ilahi kelam.

"Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan, doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir..." (Bakara 185)

Dolayısıyla bu müstesna ay Kur'an'da iki yönüyle öne çıkmaktadır: Kur'an'ın onda indirilmesi ve takvaya ulaşılmasını hedef göstermesi... Peki tefekküre nerden başlamalı? Elbette hayatı ve ölümü anlama çabasından başlamalı.

"O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır." (Mülk 2)

Kur'an'ın bu konuda öne çıkardığı prensipleri iyice düşünmek gerekiyor. Burdan yola çıktığımızda Kur'an'ın en büyük önceliklerinden birinin insana hayatın anlamına dair bir perspektif sunması olduğunu görüyoruz. Sizin için önemli olan ne, diye soruyor Kur'an. Para mı, makam mı, güç mü? Hayır, bunların hiçbiri değil. Önemli olan hayatın anlamı üzerine tefekkür ederek dünyanın geçiciliğini hatırda tutup Ahiret'i hedef edinmiş bir duruş ve pratiktir. Kur'an bize uğraştığımız, kızdığımız, üzüldüğümüz, kaygılandığımız, heyecanlandığımız, sevindiğimiz onca şeyin hayatın geneli açısından çok önemsiz olduğunu anlatır. Hayatın günübirlik debdebelerinin aslında taş üzerindeki kum taneleri mesabesinde olduğunu ve hâlâ nefes alıyor olmanın günahlarımızı, hatalarımızı telafi etme açısından büyük bir fırsat ve nimet olduğunu hatırlatır.

Hayatın bütün debdebesinin, karmaşıklığının, sosyal ilişkilerinin, sevinçlerinin, hüzünlerinin ve beklentilerinin bir adım gerisine çekilerek kendine ve hayata dışardan bakmayı becerebilen insanlar Kur'an'ın rehberliğinde eşyanın ardına gizlenmiş hakikati görebilirler.

Bize ait olduğunu düşündüğümüz hiçbir şey bizim değil. Gören gözümüz, konuşan dilimiz tutan elimiz, işiten kulağımız, malik olduğumuz yanılgısına kapıldığımız mal mülkümüz... Hiçbiri bizim değil.

Evet, bütün bunları bize mübarek Ramazan ayında inen Kur'an öğretiyor. Takvaya giden yolun bu saydıklarımızı bol bol tefekkür etmekten geçtiğini öğretiyor.

"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) 'Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.' (Al-i İmran 191)

Umarım bu geçici dünya nimetlerinin bizden alındığı gün, yanıldığımızı fark ettiğimizde iş işten geçmiş olmaz. Umarım hem bizim için hem de hayatın hiçbir anlamının olmadığı yanılgısına düşenler için (ateizt, deist vs.) bu kutsal ay modernizmin seküler dayatmasının zincirlerini kıran bir tefekkür, muhasebe ve bunların beraberinde getireceği takvaya vesile olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa. 1 ay önce

çok istifadeli ve anlamlı bir yazı olmuş. emeğinize sağlık.

Avatar
Hasan 3 hafta önce

Yüreğinize sağlık Mahmut hoca