Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn.Rabbişrah lı sadri Ve yessir li emri Vahlül ukdetem mil lisani Yefkahu kavli  (Göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni.)

       Oruç kelimesi; Farsça'dan Türkçe'ye geçmiş bir kelimedir. Kelimenin aslı "Roze"dir. Bu kelime Türkçe'ye önceleri "Oruze" (Günlük) olarak geçmiş, daha sonra "Oruç" halinde kullanılmaya başlanılmıştır. Arapça karşılığı savm veya siyam'dır. "Savm" kelimesinin lûgat manası: Yeyip-içmekten kendini tutmak, imsak, hareketsiz kalmak ve her şeyden el-etek çekmektir. İslâmî ıstılahta "ikinci fecirden (fecr-i sadıktan) itibaren güneşin batışına kadar; yemekten, içmekten, cinsi münasebetten ve orucu bozan diğer şeylerden, Allahû Teâla (cc)'ya kulluk niyyeti ile nefsi men etmeye" verilen isimdir.

       "İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, Kabe’ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak." Hadis-i Şerifinden de anlaşılacağı üzere oruç tutmak, İslam’ın dayandığı 5 temel esasından birisidir. Aynı zamanda, İslam şeairlerinin büyüklerindendir. Medine’de hicretten 1,5 yıl sonra Şaban ayının 10. günü farz kılınmıştır. Bu görüş Kitap, Sünnet ve İcma’ ile sabit olmuştur.

         Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:

       “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.’’ (Bakara,183)

         Oruç bize farz olduğu gibi eski ümmetlerde de farz olduğu bu ayetten anlaşılmaktadır. Oruç namazda olduğu gibi bedeni bir ibadettir.  Bu ibadetin en başta gelen özelliği, insanları kötülüklerden alıkoyması, nefsimizin azgın istek ve arzularını gemlemesidir. Ayetin son kısmı buna işaret etmektedir. Ayrıca bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyruluyor:

      " Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’  desin (ve ona bulaşmasın). " 

         Bu Hadis-i Şerif’ten de  anlaşılacağı üzere oruç insanları kötü meyillerden kurtarmaktadır. Oruç ayı geldiğinde toplumda suç işleme oranında azalma görülür. Kötülükler azalır. Hayır ve iyilik yapma oranı artar. İnsanlar arasında karşılıklı bir sevgi doğar. Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma artar. Orucun bu etkisinin sebebini Resulullah Efendimiz bir Hadis-i Şerif’inde şöyle buyuruyor:

        "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur. ''

          Orucun diğer ibadetlerden bazı üstün yanları vardır: Bunlardan birincisi, son derece ihlaslı olması, ikincisi nefsin kırılması ve şeytanın kovulmasıdır. Orucun diğer bir önemli özelliği de onunla Allah’tan başkasına ibadet edilmiş olmamasıdır.

          Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatü vesselam) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanir. (Zira Cenab-i Hakk'in bu husustaki sünneti şudur: Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teala Hazretleri (bir Hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükafaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti." 

          Bu Hadis’ten de anlaşılacağı üzere her hayır ve ibadet için 10 sevaptan 700 sevaba kadar belli bir mükafat takdir edildiği halde oruç için bu sınırsız tutulmuştur. Onun mükafatını takdir etmeyi de Allah Teala meleklerine bırakmayıp kendi mukaddes zatına saklamıştır. Bu yüzden mü’minler kıyamet günü, tutmuş oldukları oruca karşılık, hiç ummadıkları miktarda sevaplar ile karşılaşabileceklerdir. Bu hususa Resulullah Efendimiz şu şekilde işaret etmişlerdir:

         “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri,orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.’’

           Oruç tutan kimselerin ulaştıkları yüksek fazilet ve şerefli mevkie bazı Hadis-i Şeriflerde şöyle işaret buyurulur:

         “Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.

         “Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler. ”

           Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
         “Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.”

           Sehl İbnu Sa’d (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Nebî şöyle buyurdu:
         “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. ‘Oruçlular nerede?’ diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.”

          “Kim ramazan ayını oruç tutar ve haramdan sakınırsa, Allah onun geçmiş günahlarını affeder. ”

          “Üç kişinin duası reddolunmaz: İftar edinceye kadar oruçlunun, adaletli devlet reisinin, mazlumun. ”

            İmam Gazali’ye göre oruç üç derecedir:

            1-Avamın Orucu (normal insanların): Bu oruç, mide ve tenâsül uzvunu şehvetlerden sakındırmaktır. Yani yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan sakınmaktır.

            2-Havass Orucu (salihlerin orucu): Kulak, göz, dil, el, ayak ve sâir âzaları günahlardan uzak tutmaktan ibarettir.

            3-Ahass´ul-Havass´ın Orucu: Kalbi, dünyevî düşüncelerden tamamen arındırıp Allah´tan başka her şeyi kalpten uzaklaştırmaktır. Böyle bir oruç Allah´tan ve kıyâmet gününden başka bir şeyi düşünmekle bozulur. Din için düşünmezse dünyayı düşünmek de bu orucu bozar. Fakat din için istenilen dünya, âhiretin azığı olduğu için dünyalıktan çıkar ve böylece bu orucun bozulmasına vesile teşkil etmez. Bu mertebe, peygamberlerin, sıddîk ve mukarriblerin mertebesidir.

           Ahass´ul-Havass´ın orucunu beceremessek de yukarıda belirttiğimiz  hadislerdeki müjdelere nail olmak için en azından salihlerin orucunu tutmaya çalışmalıyız. Havassın yani salihlerin orucu bütün azaları günahtan korumaktır. Bunun tamamı altı şey iledir:

           1-Gözü korumak: Kalbi meşgul eden ve Allah´ın zikrinden alıkoyacak, şer’an bakılması haram ve mekruh olan çirkin ve istenilmeyen şeylerden korumak.

           2-Dilini korumak: Dilini; hezeyan, yalan, gıybet, nemime, fahiş konuşma, galiz konuşma, kavga ve riya ile konuşmaktan korumaktır. Ve aynı zamanda dili sükût etmeye icbâr, Allah´ın zikri ve Kur’an tilâvetiyle meşgul etmektir. Bu ise, dilin orucudur.

          3-Kulağı korumak: Kulağı, her mekruhu işitmekten alıkoymak gerekir. Çünkü söylenilmesi haram olan her şeyin işitilmesi de haramdır. İşte bu sırra binaen Allah Teâlâ, gıybet dinleyen ile haram yiyeni eşit tutmuştur: Onlar sürekli yalan dinlerler, haram yerler.(Mâide/42)

          4-Diğer âzaları korumak: El ve ayak gibi uzuvları fenalıktan, midesini iftar vakti  nefsin istediği şüpheli lokmadan korumaktır. Helâl yemekten çekinmek suretiyle oruç tutup, iftar zamanında haram ile iftar edenin orucu hiçbir fayda temin etmez ve mânâsız kalır. Böyle bir oruçlunun durumu tıpkı bir köşk binâ edip, bir şehri yıkanın durumuna benzer. Çünkü helâl yemek ancak fazla yendiği takdirde zarar vericidir. Onun azı ise, faydalıdır. Bu bakımdan oruç, onu azaltmak için icâd edilmiş bir ibadettir. Zararından korkarak ilâçları terk etmek, sonra da zehir almak, hamakattan başka bir şey değildir. Haram ise, dini yok eden bir zehirdir. Helâl ise, azı fayda, çoğu zarar veren bir ilâçtır. Oruçtan gaye, helâlı azaltmaktır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruçtan, sadece açlık ve susuzluktan başka karları yoktur. ’’

         5- İftar vakti az yemek: İftar vakti, helal yemekten de olsa tıka basa karnını doldurmayacak şekilde az yemektir. Helâl de olsa tıka basa doldurulan karın, Allah nezdinde en fazla buğz edilen kaptır. Oruçlu bir kimse, gündüz yemediklerini iftar zamanında tıka basa yerse, acaba Allah´ın düşmanı olan nefis ve şeytanı nasıl kahredebilir ve şehvetini nasıl kırabilir. İşte bu nedenle orucun ruhu ve özü, şeytanın elinde şerlere sevk etmek için vesile olan nefsin kuvvetlerini kırmaktır. Bu ise, ancak iftar zamanında az yemekle hâsıl olabilir. Yani eğer oruçlu olmasaydı, akşam ne yiyecekse, oruçlu olduğu zaman da sadece onunla yetinmelidir. Eğer bütün gün, yiyeceklerini toplayarak hepsini üst üste iftar zamanında yerse, o zaman orucundan herhangi bir fayda temin edemez.

         6-İftar Sonrasında Korku ile Ümit Arasında Olmak:
Oruçlunun iftardan sonra kalbi korku ve ümit arasında muzdarip olmalıdır. Çünkü orucunun kabul edilip kendisinin Allah´a yakın olanlardan veya orucunun kabul edilmeyip Allah´ın gazâbına maruz kalanlardan olup olmadığını kestirememektedir. Her ibadetin sonunda da böyle olmalıdır.

        'Rabbimiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalblerimizi (haktan) eğriltme! Ve bize, tarafından bir rahmet ihsân eyle! Şübhesiz ki Vehhâb (çok ihsân edici) olan, ancak sensin!(Ali İmran 8)

        Subhâneke lâ ilmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin.
 

        ERDAL BAKIŞLI

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.