Akademisyen kıyımının yaşandığı Türkiye’de Kürt akademisyenlerin sayısı çok azdır. Bunlar varsa da iktidarın ekseninde hareket ediyorlar. Tarafsız olup da görev yapan Kürt akademisyenlerin çoğu da KHK ile görevlerinden atıldılar. Selim Temo, Cuma Çiçek gibi akademisyenler işinden atıldılar. Daha öncesinde de Kadri Yıldırım görevinden uzaklaştırılmıştı. Şu anda bakıyorum, üniversitelerde çok az bulunan Kürt akademisyenler, hükümetin yanlışlarını alkışlamaktan başka bir iş yapmıyorlar. Bazıları başından beri AKP’lilik yaparken, bazıları AKP’nin otoriterleşmesiyle birlikte, AKP yanlılığını açıklıkla dile getirmekten geri kalmadı. Bunun yanı sıra Kürt Siyasal Hareketini her şeyin sorumlusu olarak göstermeye başladılar. Ilımlı, liberal demokrat biri olarak bilinen Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun’un, geçenlerde K24(Kürdistan24) İnternet sitesinde yayınlanan Türk devletinin tezleri doğrultusunda bir yazısı vardı.(1) Coşkun, bu yazısında, Şengal konusu üzerinden PKK’yi suçlamakta, PKK’nin Şengal’den çekilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Türk devletinin, Şengal’i bombalayıp KDP’li peşmergeleri öldürmesinden sonra böyle bir görüşün
bir Kürt akademisyen tarafından ileri sürülmesi ne kadar yanlış.

****
Bir yazarın farklı bir bakış açısına sahip olması kadar normal bir durum olamaz. PKK veya KSH’nin bakış açısıyla yazmasını da beklemiyorum. Ancak, Türk devletinin bakış açısını da esas alması gerekmiyor. Türk devletine göre, KSH’nin Türkiye Kürdistan’ında dahi yaşama şansı yoktur. Legal bir parti olmaktan öteye gitmeyen HDP’nin Eş Genel Başkanları içeride,
milletvekilleri ve belediye başkanları tutuklu. Onbinlerce tutukludan söz ediliyor. Bu da Türk devletine yetmiyor; Türk Devleti Kandil’de olduğu gibi Şengal’de de PKK’yi istemiyor. KDP ve Barzani üzerinde baskı kuruyor. Çatışmayı ileri noktaya, götürmeyen KDP’lilerin üstüne bombaları yağdırıyor. Zaten, PKK kamplarını vuruyorum diyerek Güney Kürdistan
topraklarını her gün bombalıyor. Bunu eleştirmek akademisyenimizin aklına gelmiyor. Türk devletinin işgalciliğini sorgulamıyor, meşru görüyor.

****
HPG’nin Şengal’de bulunuşu

PKK/HPG’nin Şengal’e gelişi, IŞİD’in Êzidi Kürtleri katliamdan geçirmesinden ileri geliyor.

Musul’da Sünni İttifak temelinde IŞİD’i iş başına getirenler, IŞİD’e karşı koyanları
kendilerine karşı koyanlar gibi görüyorlar. IŞİD’i kanatları altına alıyorlar, IŞİD’le mücadele edenleri ise düşman olarak görüyorlar. Coşkun’a sormalı, Şengal IŞİD tehlikesinden kurtuldu mu? Şengal toprağı halihazırda Irak Merkezi hükümetine bağlı değil mi? Türkiye, Irak Merkezi Hükümet’ine yaptıramadığını, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) yaptırmaya
çalışıyor. Bir hukukçusun, bunun hukuki dayanağı var mıdır?

****
Çok öncesinden Abdullah Öcalan, Êzidilerin katliamla karşı karşıya olduğunu söylemişti. Henüz IŞİD saldırısı yokken Dohuk üzerinden Şengal’e gitmek isteyen HPG gerillalarını tutuklayanlar kimdi? HPG’nin gelişi Kürtlerin meşru savunmasıyla ilgiliydi. Aynı zamanda,
geçmiş bölge devletlerinin yörüngesinde politika yapanların dönemi de geçmişti. IŞİD veya mezhep temelli örgütlemelerin kanlı boğazlaşmaları tetiklediği bir dönemde, evrensel değerlerle donanmış, seküler, kadına da yer veren yapılanmaların ön plana çıkması kadar normal bir durum olamaz. Din temelli, şiddeti esas alan örgütlerle mücadelede devletlerin
askeri güçle mücadele etmesi yeterli değildir. Radikal İslamcılara karşı, yerel toplumdan oluşan güçlerin karşı koyuşundan başka bir yol yoktur. Bu yönüyle, PKK ve PYD gibi partilerin ön plana çıkışına şaşırmamak gerekiyor. Vahap Coşkun, bu gerçeklikten kopuk
olarak, IŞİD’le Türk devletinin ilişkisini görmezlikten gelerek, IŞİD sanki başka bir güç tarafından bölgede PKK’ye alan açmak için yerleştirildiği yönünde yorumda bulunuyor. Ona göre, IŞİD, bölgeye bir tehdit unsuru olarak yerleştirildi. Amaç da PKK’ye alan açmaktı. Bunun hiç de doğruluğu yok. Daha da ileri gidiyor, PKK ve PYD’yi Kuzey Kürdistan ve Suriye Kürdistan’a bir tehdit olarak görüyor. Sanki, PYD ve PKK Kürt toplumunun içinde çıkmamış, uzaydan gelmiş gibi.

****
PKK Güney Kürdistan’ın Bağımsızlığına Karşı mı?
Vahap Coşkun’un yazısı, Türk devletinin bakış açısına göre yazılmış bir yazı. Hiçbir yerinde Türk devletinin Rojava ve Şengal’a saldırısına bir eleştiri getirmiş değil, Kandil’e ve diğer operasyonlar yokmuş gibi davranmış. Vahap Coşkun, PKK’yi Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı mücadele eden bir örgüt olarak yansıtıyor. Aslında bundan önce sorgulanması gereken, devletleşmeye doğru giden Güney Kürdistan’da Türk askerinin neden olduğu ve Güney Kürdistan’ın Türk devleti tarafından sürekli bombalanmasıdır. Bu görülmüyor; PKK Kürdistan’ın bağımsızlığına karşıdır deniliyor. Bağımsızlık referandumuna kimsenin karşı çıktığı yok. Güney Kürdistan parlamentosunu kimin çalıştırmadığı da ortada.

****
PKK kadrolarının ‘Devlet’ kavramının felsefi eleştirisi üzerinden PKK’nin Kürt devleti
istemediği sonucunu çıkarıyor. Ulus-devletin dönüşümü kitabının yazarı, kendi kendisiyle çelişiyor. Ulus-devleti eleştiriyor. Mustafa Karasu veya başka birisinin eleştirisi demokratik devlete değil ulus-devletedir. Kaldı ki, bir partinin devlet isteyip istemediği, söylemine bakılarak anlaşılmaz. Söylemine bakılmış olsaydı, devlet PKK’yi bu kadar tehlikeli bir örgüt
olarak görür müydü? Bağımsız Kürdistan’ı, federasyonu savunan Kürt partileri var, devletin bu partilere herhangi bir soruşturma açtığı görüldü mü? 2016 kışında, Sur ilçesi tank toplarıyla
dövülürken, top seslerinin duyulması mesafesinde bulunan beş yıldızlı bir otelde beş Kürt partisi bir araya gelmiş, dev Kürdistan bayrağı altında Kürt Konferansı yapıyorlardı. Bir tek polis bile yoktu. Bu durumda, devlet Kürdistan devletinin kurulmasını mı istiyor diyeceğiz, ya
da PKK Kürdistan devletini kuracağını ilan etse sanki devlet onu yok etmekten vazgeçecek. Sadece, görünene bakarak, özü anlayamayız. Onun pratikte ne yaptığına bakacağız. Benzer
bir durumu, Suriye’de faaliyet gösteren PYD için de söylüyorlar. Çok küçük Kürt Partiler,
PYD’yi devlet istememekle suçluyorlar. Üstüne üstlük bu açıklamalarını Türkiye’de ikamet ettikleri otellerden yapıyorlar.

****
IŞİD’e Karşı Savaşamayan KDP Pratiği
KDP veya başka bir gücün IŞİD karşısında ne kadar savunmasız olduğunu bütün dünya gördü. Çünkü onlar aralarındaki petrol ticareti nedeniyle Türkiye’nin IŞİD’in Güney Kürdistan’a saldırmasına engel olacağını düşündüler. Türkiye yardıma bile gelmedi. Yardıma gelenler PKK, ABD ve İran oldular. Musul’u IŞİD’e teslim eden Musul Valisi Nuceyfi soluğu Hewvler’de aldı.

****
Kerkük’e 30 km yakın olan Hawice IŞİD’in elinde, üstüne üstlük burası Kerkük’e bağlı bir ilçe. Şengal’in bazı bölgelerinde IŞİD var. Vahap Çoskun için bunların hiçbir anlamı yok. Hukuken Güney Kürdistan’a bağlı olmayan Şengal’den PKK’nin çıkması demek IŞİD ya da Irak devletine alan bırakmak anlamına geliyor. PKK’nin Kerkük yakınlarında bulunuşu gibi peşmerge ve PKK birlikte orayı koruyabilir, bir Kürdün başka bir Kürdü sırf Türkiye istedi
diye çıkarmaya çalışması ahlaki olarak doğru da değildir.

Küresel güç ABD, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinden bu yana ilk kez devlet olmayan bir gücü ağır silahlarla donattı. Bu da Rojava’nın devlet ya da federasyona doğru yol aldığını gösteriyor. ABD silahları, önce Hewler’e oradan, Semelka sınır kapısından Rojava’ya giriyor. Rojava ile Güney Kürdistan sınırları anlamsız hale geliyor. Afrin’de benzer bir durum Rusya ile yaşanıyor. Dengeler değişiyor. Barzani’nin Güney Kürdistan’ı artık yönetemediği ortada. Onun kaderi Erdoğan’a bağlı olsa da, kendisini kurtarma imkanı halen var. ABD, Kürtler arası çatışmayı istemiyor. Durum böyle iken, PKK-KDP çatışması kime hizmet
edecek Türkiye bile YPG ile savaşmayı göze almazken, KDP mi HPG ile çatışacak?
Peşmergenin Kobani’den çıkışı ile Şengal’in durumu aynı değil, Türkiye şartlı olarak
peşmergenin geçişine izin vermişti, giden silahların hepsi kayıt altındaydı, süresi dolduktan sonra gittiler. Peşmerge, Kobani’den zorla çıkartılması diye bir durum yaşanmadı. Kaldı ki, bir Kürdün Kürtler arası çatışmada Türkiye’nin tezlerine haklılık kazandırması ne kadar
ahlaki?

****
IŞİD’e Karşı YPG’nin Rolü
IŞİD’e karşı mücadelede YPG’nin rolü tartışmasızdır. IŞİD ilk kez geriliyor. Yok olmaz, ancak zayıflanmasından söz edilebilir. Etkili önlem alınmaması durumunda IŞİD’den daha tehlikeli örgütler çıkabilir, bu da bütün Kürdistan için tehdittir.

Vahap Coşkun, PKK’nin İran ile ilişkileri konusunda kirli bilgi veriyor, bir kez Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı Türk-İran ilişkileri gizli değil. Kaldı ki, İran’ın Kürdistan konusundaki sicili Türk devletinden daha temizdir. İran, Kürtlüğü ve Kürdistan’ı inkar etmiyor, yine İran’ın IŞİD’in Erbil ve Kerkük’ü kuşatması sırasındaki yardımlarını da unutmamak gerekiyor.

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi, Irak işgalinin başladığı 2003 yılına kadar gider. ABD, askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a girememesinden Türkiye’yi sorumlu tuttu. Türkiye, ABD ile birlikte hareket eden Barzani’yi yanına çekerek, Irak’ın Sünni Arapları üzerinde etkinlik göstermeye başladı. Suudi Arabistan da İran’ı dengelemek için bu plana parasal olarak destek verdi. Bu dönemde, Suudi Arabistan, Tarık Haşim, Barzani ve Türkiye
arasında yoğun ilişkiler yaşandı. Türkiye, büyükelçilikten daha büyük konsolosluğunu Musul’da açtı. Özellikle, başta ABD’de olmak üzere bütün dünyada kendisini gösteren küresel ekonomik kriz ABD’nin küresel güç gibi davranmasını önledi, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekmesi büyük bir boşluk oluşturdu. Bu boşluğu doldurmak üzere Türkiye ile İran arasında kıyasıyla bir yarış başladı. Irak’ta Sünni-Şii çatışması zirve yaptı. Saddam’ın
devrilmesinde birlikte rol oynayan Kürt-Şii birlikteliği bu şekilde bozuldu. Irak Anayasası’nın Kürtlere tanıdığı haklar kağıt üzerinde kaldı. Daha doğrusu, Barzani liderliğindeki KBY, Irak Anayasası’nda yazılı bulunan hükümlere aykırı davranarak Irak Merkezi hükümetinden bağımsız hareket etmeye başladı. Bu aşamada, ABD sürekli olarak Kürtlerin Irak’la birlikte hareket etmesini istiyordu. Aslında, KBY’nin devletleşmesinin önündeki en büyük engel,
Barzani’nin Türkiye ile ilişkilerinden ileri geliyor.

****
ABD-YPG İlişkisinin Temeli Kobani’de Atıldı
Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu görevlilerinin Akçakale sınırında Türkiye’ye teslim edildiği gün, IŞİD Kobani’ye saldırdı. Onbinlerce Kobani’li Türkiye’ye kaçmak zorunda kaldı. Türkiye, olan biteni seyretti. ABD ise, sessizliğini bozarak havadan silah desteğinde bulundu. Türkiye buna karşı tavır koydu. ABD-Türkiye ilişkilerinin kırılma anı da buydu. Bu tarihten sonra, 2003’te dibe vuran ilişkiler için kırılma anıydı.

ABD’nin PYD/YPG ile ilişkisi yeni gelişen bir ilişki değildir. IŞİD’in Kürtlere ve özellikle
Kobani’ye saldırısı dönemine dayanmaktadır. O dönemde Türkiye, IŞİD’den yana tavır alarak, dolaylı yönden IŞİD’in işgaline yeşil ışık yaktı. Bu şekilde, Kuzey Suriye’deki Kobani’yi Cizire Kantonundan sonsuz bir şekilde ayırma yolunu seçti. IŞİD, Kobani’de başarılı olsaydı tıpkı 2016 Ağustos’unda Türkiye’nin Cerablus’u işgaline benzer bir hamleyi
Kobani ve Tel Abyad için yapacaktı. Türkiye Kobani ve Tel Abyad üzerinden Rakka’ya
uzanıp Fırat’ın doğusu ve batısını ilhak edecekti. Türkiye’nin bu planı tutmadı. Bu planın tutmamasının sebebi de ABD’nin Suriye Kürtleriyle yapmış olduğu ittifakta yatmaktadır. ABD, o tarihten itibaren adı ne olursa olsun Türkiye ile irtibatlı olan hiçbir grupla çalışmadı. Çalışmalarını Kürtlerle yoğunlaştırdı. Burada bir nevi ABD çıkarlarıyla Suriye Kürtlerinin çıkarlarının çakışması durumu vardır. Yine, Rojava gibi dağlık olmayan bir bölge hava ve kara saldırılarına maruz kalabilecek bir bölgedir. Kuzey Kürdistan gibi, gerilla savaşına uygun bir coğrafyası da yoktur. Burada yaşayan Kürtler Türkiye ve Türkiye’nin destek verdiği gruplar tarafından soykırım ve göçe zorlamayla da karşı karşıyadır. ABD ve uluslar arası güçlerin bu konuda kaygısı da bulunmaktadır. Bu nedenle, Kürtlerin ABD ile ilişki kurmasında rasyonel olmayan bir durum yoktur. Bu husus ABD için de geçerlidir. Konuya ABD’nin Kürtlere hamilik yapıp yapmadığı penceresinden bakanlar, ABD’nin Güney Kürdistan’ı Saddam’dan korumak için kurduğu Çekiç güç/uçuşa yasak bölgeye (36.Paralel)
baksınlar. ABD’nin hamilik yapmasını kusurlu bulanlar, buradaki hamiliği de hatırlasınlar. Kendisini solcu veya sosyalist gösteren bazı kesimler, ki bunları arasında bazı Kürtler de vardır; onlar da YPG’ye ABD’nin silah yardımını emperyalizmle işbirlikçilik olarak niteliyorlar. Konunun tarihi derinlikleri ve meşru hakkı teslim edilmemiş bir Kürt gerçekliği vardır. Artı Gerçek adlı İnternet sitesi yazarı Kürt akademisyen Arzu Yılmaz, her ne kadar Kürtlük yönünü gösterse de onun da yaklaşımının temeli Kürt ve Kürdistan bakış açısıyla olmadığı görülüyor (2). O da, bir öğretmen edasıyla oryantalist takılarak bu konuda Kürtlere, Türklere hatta ABD gibi güçlere akıl vermeye çalışıyor. Kendisi sanki Kürt değilmiş gibi “Kürtler ve Kürdistan ‘Araf’ta” gibi ifadeler kullanıyor. Arzu Yılmaz, “Kürtlerden daha etkin 
ve askeri olarak maliyeti düşük başka bir seçenek bulamayan ABD, IŞİD’e nihai vuruşu yine Kürtlerle yapmakta kararlı olduğunu gösterdi.”diyerek, Türkiye’nin tezlerine sarılıyor. Yıllardır Türk Askerini NATO’nun ucuz malı gösteren yaklaşımı Kürtler için kullanıyor. Kürtlerin sanki bu silahlara ihtiyacı yokmuş gibi davranıyor. Kürtlerin bu silahlara sahip olmaması halinde Türkiye ve onun emrinde bulunan grupların Kürtlere soykırım ya da göçertme uygulamayacağını sanıyor. Kobani’de ve Şengal’de yapılanı aklına getirmek istemiyor. Türkiye’nin roketlerinin ABD’ye vurabileceğini söyleyerek Erdoğan’ın danışmanı İlnur Çevik’ten de geri kalmıyor. Türkiye’nin açık bir plana ihtiyacı olduğunu ileri sürüyor ve Türkiye’ye “PKK’yi imha etmedin, ihya et” siyasetini öneriyor. Bu arada, 2015-2016’da Kürdistan şehirlerindeki imhayı da görmezlikten geliyor.

Tıpkı Vahap Coşkun’un PKK’nin Şengal’de bulunuşunu KBY’nin bağımsızlık projesini
engellediği yönündeki düşüncesine benzer bir düşünceyi Arzu Yılmaz da savunuyor. Buna bahanesi de hazır: Türkiye’nin Şengal’e yapacağı kara ve hava harekatını gösteriyor. Sanki Türkiye’nin Kürdistan’a kara ve hava harekatı yapma hakkı varmış gibi. Türkiye, NATO içindeki müttefiklik ve İncirlik üssünün kullanımı konusunu gündeme getirerek, 2015’in Temmuz ayında Kürtlere saldırma zeminini çok kötü kullandı. AKP ve Erdoğan bunun üzerinden iktidarını tahkim etti. ABD ile pazarlık da bu yönüyle devam ediyor. IŞİD’e karşı “Kürtler yerine beni kullan” diyor. “Kürtleri de yok edeceğim, onların hiçbir hakkını vermeyeceğim” diyor. Bu politikanın dünyada bir karşılığı yok artık. Aklı
başında kalem oynatan herkes bunu biliyor. Durum böyle iken, reel bir geçerliliği
olmayan AKP/Erdoğan tezlerinin peşinden gitmenin Kürtlere hiçbir yararı yoktur. Erdoğan yarın öbür gün bu görüşlerinden vazgeçerse, sırtını ona dayayanların Kürt toplumuna söyleyecek sözü kalacak mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.