Ey en katıksız aşkın kutlu diyarının kutlu mihmandarı!

Ey tüm zamanların en yüce ahlaklı, en adanmış seçkinlerinin kendisine "Anam babam sana feda olsun!" diye seslendiği aşkın, imanın ve tevhidin yüce hizmetkârı!

Ey bir çöl bedevisinin yanına gelmekten çekindiğini görünce " Yaklaş, korkma ben Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum!" diyen ahlak ve tevazu abidesi!

Ey en yüce göklerin sımsıkı kapatılmış kapılarının kendisi için açıldığı öksüz yolcu!

Ey seçilmişlerin son halkası, öksüz Fatıma'nın yetim babası!

Ey birçoğumuzun hiç tereddüt etmeden kabul edeceği dünyanın tüm nimetleri ayaklarına serildiğinde bir an bile tereddüt etmeden "Güneşi sağ elime ayı sol elime verseler yine de vazgeçmem." diyen tüm insanlığın en adanmış yüreği!

Ey dünyanın en erdemlilerinin, dizinin dibinde oturup hikmeti temmuz sıcağında bir tas serin suyu içer gibi içmek isteyen yarenlerin büyük öğretmeni!

Güneşin en berrak olduğu, göğün pürüzsüz bir mavilikle uzadığı, dolunayın tenha, uçsuz bucaksız çöl deryasını bir nur gibi aydınlattığı, senin zamandan ve mekandan azade o muhteşem aşk yurduna gelebilsem keşke.

Kopabilsem gecenin ve gündüzün kısır döngüsünden, kırabilsem zincirlerimi, kanatlanıp uçabilsem bir kuş gibi, zamanın ayaklarıma dolanan prangalarını kırabilsem ve binlerce yıllık insanlık tarihinin en müstesna zamanına gelebilsem keşke.

Tüm çağların en mükemmelinin büyük üstadı olan arifler arifine, yarenlerinin uğruna en kıymetlilerini gözünü kırpmadan feda ettiği yüce dosta, tüm uygarlıkların bir araya gelse bir tek cümlesini bir araya getiremeyeceği o ulvi kelamın döküldüğü dudaklara anam babam feda olsun.

Gönüllerin yıkılmış viranelerini saraylara dönüştürürken - dilese bütün imkanlar ayaklarının altına serilecek olan gücüne rağmen- mütevazı evinde hasır üzerinde uyuyarak çağları ve mekanları aşan; aynı zamanda insanlık tarihine büyük, derin ve sarsıcı izler bırakan evrensel mesajının hatırası önünde saygıyla eğiliyor ağlayan kalpler.

Lakin hakikatin taştan örülü sert perdelerin arkasında kaldığı bu türedi zamanın gözleri köreltilmiş şımarık nesli "anlam"ı hiçbir zaman ait olduğu yerde aramıyor. Anlam; para, makam ve güç balçığında aranır mı hiç? Aşk, ten balçığında yeşerir mi hiç? Ey büyük Öğretmen, sen bize böyle öğretmedin!

Sen bize masiva girdabından kanatlanarak yücelmeyi öğrettin. Sen bataklıkta her an daha derine çaresizce batan insanlık ailesine yüce kelâmdan aldığın ilim, güç ve cesaretle elini uzattın. Ama biz o eli tutmadık. Bundan dolayı şimdi her zamankinden daha çok öksüz ve yetimiz. Herkes etrafımızda ama kimsesisiz.

Senin yolun tevhid, aşk, iman ve adalet yoludur. Hakikat bu yolun menzilinde. O menzilde huzur, sükûnet ve sadakat var. Şeref ve izzet var. Salihler ve sıddıklar var. Ama bizim bunları görecek gözlerimiz köreldi. Kalbimiz susuzluktan kurumuş ağaç misali. İnsanlık senin öğrettiğin öğretilerin aydınlığına her zamankinden daha çok muhtaç.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.