Eğitimci-Yazar Mustafa Karadağlı İle Cemaatleri Konuştuk

Bu hafta, site yazarımız, eğitimci yazar Mustafa Karadağlı ile Cemaatler üzerine bir röportaj yaptık. Türkiye’de ki cemaatlerin tarihi süreçleri , siyasal ve sosyal yapıları üzerine konuştuk.28 şubat süreci cemaatler üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerini ,cemaatlerin dönüşümünü ve 15 Temmuz sonrası toplumun Cemaatlere bakışı, cemaatlerin geleceği hakkında sohbet tadında bir röportaj yaptık.

banner16
Eğitimci-Yazar Mustafa Karadağlı İle Cemaatleri Konuştuk

Bu hafta, site yazarımız, eğitimci yazar Mustafa Karadağlı ile Cemaatler üzerine bir röportaj yaptık. Türkiye’de ki cemaatlerin tarihi süreçleri , siyasal ve sosyal yapıları üzerine konuştuk.28 şubat süreci cemaatler üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerini ,cemaatlerin dönüşümünü ve 15 Temmuz sonrası toplumun Cemaatlere bakışı, cemaatlerin geleceği hakkında sohbet tadında bir röportaj yaptık.

Muhsin Bilgen: Öncelikle teşekkür ederim, bize zaman ayırdığınız için. İlk sorumu şöyle sorayım. Hocam, cemaat nedir ve nasıl oluşur?

Mustafa Karadağlı: Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben de çok teşekkür ederim. Siverekhaber.net ailesi olarak başarılarınızın devamını diliyorum.

Cemaat, kelime olarak Arapça toplamak anlamındaki “cemea” kökünden gelen, Türkçe’de topluluk, namaz için bir araya gelen küçük grup gibi anlamları ifade eder. Cemaat kelimesi İslami bir terimdir. Dinimizde üç kişi yan yana gelirse içinizden birini baş seçsin emri vardır. Hz. Ömer’in “İslam, İslam olamaz cemaat olamadıkça, cemaat, cemaat olamaz baş lider İmam olmadıkça, baş baş olamaz itaat olunmadıkça.” dediği rivayet olunur.

Cemaat, halis niyetlilerin “önce ben” değil, “önce hakikat” diyerek yola çıkmasıdır. Cemaat, kişinin kendisini değil kardeşini, ötekini, bütün ötekileştirilenleri düşünmesi, kardeşine ve bütün ötekileştirilenlere kol kanat germesi, kişinin, ekmeğini kardeşiyle paylaşması demekti bir zamanlar. Demek sosyal bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor ya da sosyal bir boşluktan diyelim. İnsanlar bireysel olarak yapamadıklarını bir araya gelerek yapmak istiyor. İlk insandan günümüze kadar devam edip gelmiştir. Değişik isimler alarak  ve evrimleşerek varlığını sürdürecek kanaatindeyim.

Muhsin Bilgen: Cemaatler Toplum İçin Gerekli midir?

Mustafa Karadağlı: İnsanoğlu hayat yolculuğunda, hemcinsleri ile bir araya gelmeye her zaman ihtiyaç duymuştur. Bu durum, tarih boyunca cemaat ve fert ilişkilerini birçok tartışmanın odak noktası haline getirmiştir. Bütün semavî dinler bu konuda da insanoğlunu dengeye davet etmektedir. Kur’an’da Allah’ın ipine sımsıkı sarılın emri ile inananlar bir araya gelmeye davet edilirken ayrılık ve ihtilafın mü’minleri zaafa düşüreceği ihtar edilmektedir. Tarikat da cemaat de mezhep de gereklidir. Hepsi de topluma pozitif değerler sunmuşlardır.

Barış, kardeşlik, çalışkanlık, aşk, şevk, kanaat, sabır, şükür, fikir, zikir, tevekkül, diğerkâmlık, doğruluk, dürüstlük, samimiyet, ihlâs, takva, amelde salih ölçüler, şecaat, vatan sevgisi bunlardan sadece bir kaçıdır. Bu değerlerin verilmemesi bir toplum için savunulamaz. Bu değerlerin hepsi iyi insan olmanın emridir. Peygamberimiz’in “cemaatte rahmet vardır” hadisi bu minvalde oldukça anlamlıdır. Cemaatler zaman bu emirlerin özümsenerek ve içselleştirilerek yaşanmasında da çok etkin görevler üstlenmişlerdir. Hemen her asırda maneviyat büyükleri, kutuplar, gavslar, şeyhler, mücedditler, âlimler çıktı ve insanları hayra, hakka, hakikate, dini doğru anlamaya çağırdı, yönlendirdi, rehber oldu. Dini o asrın anlayışına göre doğru olarak açıkladılar ve dine sokulmak istenen batıl fikirleri, bidat ve yanlışları ayıkladılar. İnsanların sorularını cevapladılar, ümmetin dinî ve manevî problemlerine çözümler getirdiler. İşte bu kutupların ve âlimlerin her birisinin mesleği zamanla tarikat, mezhep veya cemaat olarak yapılandı ve kurucu imamının görüş ve direktifleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürdü. Şimdi adına tarikat, cemaat veya mezhep denilen kurumlar, İslâm dininin doğru anlaşılması ve doğru yaşanması konusunda çok büyük görevler de ifa ettiler. Ahiret ve dünya işlerini birbirine karıştırmadılar. Yanlışları yok mudur? Elbetteki vardır. Nihayetinde beşeri yorumdur cemaatler ve oluşumlar.  İnsanın olduğu yerde yanlış olur. Ama yanlış olunca hepsi silinip atılmaz.  Yanlışlar düzeltilir ve herkes yoluna devam eder; hepsi bu.

Said Nursi, cemaatlerin asıl vazifelerini “Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız, evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek” şeklinde ifade etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Muhsin Bilgen: Hocam, Tarihten günümüze Sosyal Devlet ve Cemaat İlişkisi Hep Olmuş Mudur?

Mustafa Karadağlı: Osmanlı sultanlarının hemen hemen hepsinin bir tarikata mensup olduğu rivayet olunur. Bu mensubiyetin tahmin edileceği üzere sembolik bir mahiyet arzettiğini belirtmekte fayda vardır. Zira devlete hâkim olan bir sultanın bir tarikat şeyhine itaat etmesi devletin bekası açısından pek mantıklı gibi gelmiyor bana…    

Osmanlı döneminde tekkelerle ilgili olarak bir dizi düzenlemeler yapılmıştır. İlk çalışmanın özellikle 3. Selim zamanında yapıldığını biliyoruz. O zamana değin bağımsız yahut özerk bir yapıda faaliyet gösteren tekkelerin birtakım sorunlara yol açmasından ötürü, gelen şikâyetler neticesi ilginç bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre; bir kısım sapkın kişilerin tekke açmasını önlemek ve tekkelerde neler olup bittiğini devlete bildirmek için denetçiler tayin edilmiştir. Bu denetçiler bazı şeyhler arasından seçilmiştir.  Fakat zamanla bu şeyhler de yetkilerini aşan bazı davranışlar sergilemişlerdir. Bu nedenle görevli şeyhlerin sayısı bir fermanla üçe indirilmiştir.

Yine farklı bir fermanla tekke vakıfları, Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ne bağlanarak denetim altına alınmıştır. Buna göre; bütün tarikatların İstanbul Asitanesi merkez kabul edilmiştir. Yine bu fermanla meşihatı boşalan bir tekkeye şeyh tayininde tevcihin şeyhülislâmlığa arz edilmesi ve taşradaki tekkelere şeyh tayinlerinde merkez tekkenin görüşünün alınması usulü getirilmiştir. Bu fermanla birlikte tekkeler idarî yönden şeyhülislâmlığın ve malî yönden Evkaf-ı Hümâyun Nezâreti’nin denetimine girmiştir. Yani bir tür gizli denetim. Fakat katı bir uygulamaya rastlamıyoruz. En azından böyle bir denetim vesikası henüz yok elimizde.

Tarikatların denetim altına alınması konusunda en önemli gelişmelerden biri de Meclis-i Meşayih’in ihdasıdır. Meclis-i Meşayih, Şeyhler Meclisi anlamına gelmektedir. Zaman içerisinde bu meclisin üye sayısı azalıp çoğalmıştır. İlk oluştuğunda 5 üyesi bulunan bu meclis de aslında tarikatların denetimi noktasında kendisinden beklenen görevi tam olarak yapabilmiş değildir. Nitekim bu meclisin üye sayısının 2‘ye kadar düşürüp sembolik hale getirildiği de olmuştur. Hatta 1902’de Meclis-i Meşayih Nazırlığı kaldırılmıştır. 1918’de ise tekrar kurulmuştur.

Osmanlı döneminde tarikat – devlet ilişkisi konusunda yaşanan en büyük kriz 2. Mahmut döneminde Yeni Çeri Ocağı’nın kapatılması ve ocak mensuplarının bağlı bulundukları Bektaşilik tarikatının yasaklanması sırasında yaşanmıştır. Bazıları bu olaya “Hayırlı Olay” anlamında “Vaka-yı Hayriye” derken doğal olarak Bektaşiler tam zıddı bir isim vermişlerdir. Bu olay sırasında binlerce kişi öldürülmüş, yüzlerce Bektaşî Babası idam edilmiştir. Bektaşî dergahlarına da Nakşibendî şeyhler tayin edilmiştir. Bektaşi dergahları o günden sonra bir daha resmi anlamda hiçbir zaman açılmamıştır. Lakin gayri resmi anlamda faaliyetlerine bir süre sonra tekrar başlamış olsalar da bütün dergahlarda devletin resmi şeyhi olarak hep Nakşibendi şeyhleri bulunmuştur.

1925’te tekkeler, zaviyeler, türbeler kapatılıp; bu kurumlarla ilgili şeyhlik, seyyitlik, müritlik, efendilik, çelebilik, dervişlik gibi bazı unvanların kullanımı da yasaklanmıştır. Daha doğrusu her türlü dinsel faaliyetler tamamen yasaklanmıştır.

1990’lı yıllarda Cemaatsel faaliyetlerde büyük artışlar yaşanmıştır. Belirli bir fikir adamının etrafında, eserleri ve içtihatları doğrultusunda kurulan cemaatler, yer yer birbirleriyle de uğraşmıştır. Çatışmalara varan sorunlar bile yaşandı bu ülkede. Sayılarının artması ve güçlü bir kitlelerinin olması doğal olarak siyasilerin de ilgisini çekmiş olmalı ki cemaatlere ayrı bir önem verilmiştir.

Eskiden cemaat denildiğinde, tekkelerde, dergahlarda ibadetine hasıl, kul ile Allah arasına girmeyen, hak hukuk meselelerinde oldukça hassas bir teraziye sahip gruplar akla gelirdi. Şimdi işler değişmişe benziyor.  Lüks binalarda ikamet eden, zırhlı araçlara binen, lüksün ve gösterişin nehir gibi aktığı, bir grubun başında tek bir lider ve biat'da kusur tanımayan zengin, vakıflar, holdingler, borsacılar ekranlara yansıyor ne yazık ki. Bu vasıflarıyla tabii ki bu tür oluşumlara dini bir cemaat demek pek doğru olmasa gerek. Cemaat, toplum fertlerinin ahlaklı ve faydalı olması için çaba sarf etmeli ve ülkenin menfaatine çalışmalıdır. Tabii ki gönüllüleri  hak ediyorlarsa, alın teriyle en üst makamlara dahi gelebilmelidir.

İster kabul edelim ister kabul etmeyelim cemaat ve tarikat meselesi, toplumsal, dinsel ve siyasal yaşamımızın önemli konuları arasında her zaman yer almaya devam edecektir. Başta da belirttiğim gibi bu fıtri bir ihtiyaç ve toplum kendi cemaatini oluşturur. Bugün tinerci çocukların da oluşturduğu cemaati var, uyuşturucu bağımlısı gençlerin oluşturduğu bir grupları var, “Herkese İş Aş geliyor Haydar Baş” diyenlerin de bir cemaati var, burada isimlerini zikretmekte haya ettiğim ve inancımızın değerleriyle tamamen zıt grupların da artık bir cemaati var.  Dini olsun, sosyal veya haz amaçlı olsun cemaatler, toplumun her yerinde yer alıyorlar. Bugün dini ihtiyaçlara cevap vermek üzere kurulan bir Diyanet İşleri Başkanlığı var ama demek ki yeterli bulunmuyor ve dini cemaatler bu işi üstlenmiş bir durumda. Hakikaten de cemaatlerin dini bilgileri verme hususu ve taraftar toplama kabiliyetleri çok yüksek. 

Muhsin Bilgen: Peki, ne oldu da cemaatleri kendi düşünce ekseriyetinin zıt yönüne doğru böylesine savruldu?

Mustafa Karadağlı: Son yıllarda cemaatlere telkinle yaklaşıldığına şahit oluyoruz. Devletin bekası ve adalet mekanizmasının iyi işlenmesi için haklılık payı var bana göre. Devlet yapılanmasında makamların ve yöneticilerin adaletle herkese eşit mesafede durması gerekir diye düşünüyorum. Devlet yapısı, her fikre ve şahsa aynı mesafede durmasını gerektirir. Ne taraf ne de karşısında olmayı gerektirir. Devlet yapısı, toplumun huzur içinde yaşaması için çeşitli normlar koyarak çimento vazifesi görmeli, hukukun üstünlüğünü halkına hissetmeyi gerektirir. Gelişmiş medeni bir yönetim şekli budur bence.

Bugün cemaatlerin birçok dernek, vakıf, medresesi var. Kimin ne yaptığını tam olarak bilmek devlet açısından zor tabii ki. Bu yüzden bu tür oluşumlar için bazı normların belirlenmesi bir zorunluluk. Dine, imana Kur’ana bağlı cemaatler toplumun temel taşlarıdır. Ama hiçbir cemaat denetimsiz de olmamalıdır. Genel anlamda kayıt dışı denetimsiz cemaatlerce toplanan paralar karşılığı cahilane vaad edilen cennetler oluyor ne yazık ki. Taşınmaz malların bağışı toplumda iyi bir alamet değildir. Veren de alanda töhmet altındadır bence. Ülkemizde bu tip cemaatler sayılmayacak kadar çoktur. İnsanları dinle sömürme, Allah adına iş yapma, doğru olmayan şeylerdir. İyi dürüst, ihlaslı cemaatleri tenzih eder, Allah’a sığınırız.

Muhsin Bilgen: Cemaatlerin Devlet İşine Müdahil Olmasını Doğru Buluyor Musunuz?

Mustafa Karadağlı: Cemaatler, eğer ekonomik olarak gücünü devlete dayamayı seçiyorlarsa bilsinler ki resmi göreve tabidirler ve resmi hizmete mahsus olacaklardır. Elbette devlet kademelerinde çalışacak insanların milli olması, model teşkil etmesi ve işini adam gibi yapması önemlidir. Ama cemaatler, tamamıyla devletleşiyorsa ve mensuplarını da devleştiriyorsa bu doğru değildir kanımca. Kurumlar, kurumsal olarak değişime uğramışken, kendi adamlarını atayarak o kurumların değiştiğini ifade edenler hem kendilerini hem de devleti kandırıyorlar. Kurumlar, kişilerle değişimin kapısını aralar; ama orada esas değişim kurumsal anlamda yasal olarak yapılan değişikliklerdir. Her cemaat dallanıp budaklanırken siyaset arenasından söz sahibi olan mı dersin, para piyasasını kontrol eden mi, rant dünyasını kumanda eden mi hepsi cirosu oldukça yüksek soyut birer şirket görevi görmeye başlamasını nasıl açıklayacağız? Ahiretle mi dünyayla mı?

 Cemaatler iyi niyetle yapılandırılıyor veya içlerine yabancı istihbarat örgütleri girip bozuyor diyelim; fakat ne olursa olsun buralara gönül verenler, hiç düşünmüyor mu ? İlk emri oku olan bir dinin mensupları neden okumuyor da filanca abinin, falanca hocanın fetvasını ayet hadis gibi algılıyor, anlamış değilim zaten. Bu yanlış anlayış zamanla cemaatleri cemaatçi yapıyor ve tek tipleştiriyor.  Başlarında bir kişi, o kişi adeta günahsız, eleştirilemez, hiç hata yapmaz, insan değil de günahsızmış gibi davranılması cemaatleri normların dışına taşırıyor. Böylesi bir yapı savunmuş oldukları inancı da parçalıyor zaman içinde. Şirk normal kabul ediliyor artık. İşte üstünde durulması gereken konu yetkin bir mekanizmanın  bunları çok iyi denetlemesi bence.  Kadrolaşma adaletli bir devlet yapısı oluşmasını engeller. Terörize oluşumun ilk ayağı böyle başlamaktadır. Sonra ağ genişliyor. Ağ genişleyince devleti gözüne kestiriyorlar. Devleti ele geçirip kendi ideolojileri doğrultusunda yönetmek için mensuplarına akıl almaz vaatlerde bulunuyorlar. Rüyalar, kerametler, başlarına kötü şeyler gelecek gibi entrikalarla korku kültürü ve dini birleştiriyorlar. Cemaatlere düşen; bence kadrolaşma, terörize olmak değil, erdem, adalet ve liyakattır.

Muhsin Bilgen: Cemaatlerin bir ülke de her işe müdahil olmak istemesini ve her konuda söz Sahibi olmasını doğru buluyor musunuz?

Mustafa Karadağlı: Geriye dönüp baktığımız da piyasalarda kriz rüzgarını ardına almış, ihtiyaç olursa duayen bir ekonomist siyasetçi gibi davranan, tarikat-cemaat lideri ayrıca şirket CEO'su görevi de gören, iyi bir zamanlama doğrultusunda iktidar yanlısı ya da karşıtı olarak “biz de buradayız” demeçleri verilebiliyor. Bunlar başta dine zarar verir, sonra toplumsal yapıya.  Başta dini cemaatlerin bunu kabul etmeleri gerekli: Adaletli bir sistemi istiyorlarsa cemaat mensubu veya mensubu olmayan biriyle aralarında hiçbir farkın olmadığını kavramaları gerekmektedir. Cemaat, cemaat olduğunu bilecek, tarikat tarikatlığını yapmalıdır. Makam mevki istiyorsa devlet de hiçbir künyesine bakmadan sadece liyakatine bakarak görev verebilmelidir. Sultan Selahattin Eyyübi’nin genarallerinin Hristiyan olduğu rivayet edilir. Liyakat tabii ki.

Muhsin Bilgen: Muhafazakârlar kandırılmaya daha mı yatkın sizce?

Mustafa Karadağlı: Sorun muhafazakâr bir görüşe sahip olmak değil kanımca. Bilgi sahibi olmamak ve araştırmamak. Sosyal bilimlerce yapılan bir araştırmaya göre fakir insanlar ve gelişmemiş toplumlar dine daha meyilli. Bu hususta yapılan makale ve tez çalışmaları var. İsteyen bakabilir. Devletin üzerine düşen önemli sorumluluk işte tam burada başlıyor: Ehl-i Sünnet, insanlara güzel ahlak, Allah korkusu, Peygamber sevgisi aşılamaya çalışan, İslam değerleri üzerine talebe yetiştiren cemaat ya da grupları diğerlerinden ayırt edebilmek. Yanlış yolda olana da kapı gibi karşısında dikilebilmesi tam bu zamanda çok önemli. Yoldan çıkmış, sapıtmış, devlete ve Allah'a şirk koşmuş cemaatler yanında bütün cemaatleri tarikatları suçlu göstermek adaletle bağdaşmaz. Ayrıca bu zamanda cemaatlerin hepsi kötüdür yok edilmeli diyen tipler de yok değil bu ülkede.  Bunu diyende, çoğu malum zihniyetten.  Çünkü, biz yok olduysak onlarda tarumar olsun, sistematik anlayışını benimseyen bir güruhun varlığı henüz silinmiş değil.          

            Türkiye’de bugün cemaatsel yapıların bir çoğunun ne yazık ki ahiretten çok dünyevi işlerle meşguliyet içerisine girdiğini görüyoruz.  Birçoğu siyasi nüfuz teşekkülleri, halinde çalışmaktadır. Neredeyse hepsinin şirketleri, holdingleri, yayın kuruluşları vardır. Hatta içlerinde parti kuranlar bile bulunmaktadır. Öte yandan pek çok cemaatin çeşitli siyasi partilerle öteden beri ilişki içerisinde oldukları da malumdur. Dış kaynaklı güçler bunun farkına varmalı ki dış destek bile sağlamaktadırlar. Din adına yola çıktığını iddia eden A…. Oktar herkesin malumu… Cemaatten ziyade cemaatlerin adını bozmak ve insanları adeta dinden soğutmak için kurgulanmış ticari bir şirket gibi çalışan sözde cemaatlerin tasfiye edilmesi ve bu hususta ciddi kararların alınması muhafazakarları da dikkatli olmaya sevk edecektir. Muhafazakar bireyler kutsalları üzerinden kanmaya daha yatkın bunu kabul ediyorum.

Muhsin Bilgen: Cemaati vurguluyor ısrarla Cemaatçiliği eleştiriyorsunuz neden?

Mustafa Karadağlı: Cemaat, hak rızası için bir araya gelmiş insanların ahiret amaçlı bir araya geldikleri yapılardır. Asıl gaye ahirettir ve bunun için iyi insan olma ve iyi insan yetiştirme esastır. Cemaatçilik ise bölücülüktür bence. Diğerlerini yok saymaktır, değersiz görmektir. En iyisi benim demektir. La ilahe illallah sözüyle ilan edilen tevhid ilkesi, Allah’ın birliği söylemi üzerinden aslında insanların, halkın, toplumun, Müslümanların birliği ve eşitliği düşüncesini ifade etmektedir. Sınıfsal, grupsal ve zümrevî ayrılıkları reddetmek “Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp ayrılığa düşmemek” İslam’ın Müslümanlardan istediği temel davranıştır. Cemaatçilik ise; Kur’anî ve Muhammedî ilkelere aykırıdır. Mümin, daima geniş açıyla bakmalıdır. En doğrusu benimdir deyip pencereyi kapamamalı, diğerlerini de izlemelidir. Diğerlerinin de mutlaka haklılık payı olduğunu kabul etmelidir.

Ben cemaatli olmayı bir sosyalleşme sayarım; fakat cemaatçiliği anti sosyal bir hareket olarak algılarım. Cemaatçilikte esas şudur: Biz kendi kendimize yeteriz.  Aynı düşünürden ilham almış farklı versiyonların bunu sarf etmesi çok düşündürücü gerçekten. Örneğin cemaatçi bir taassupla yetişmiş bir kişide hayatının tamamı bir cemaat içerisinde geçer. Cemaat duygusu ise ortak bir hayat tarzından haberdar olmaktır.

 Cemaatlerin önemli unsurları arasında; belli çıkarların ve değerlerin paylaşımı, insanların birbirine özen göstermesi, müşterek moral değerlerin mevcudiyeti, işbirliği, iletişim, süreklilik, istikrar, birbirine bağlılık, karşılıklı sorumluluk sıralanabilir. Bunlar güzel şeyler tabii ki. Fakat din adına Allah rızası adına yola çıkmışların birbiriyle sınırlı teşriki mesaide bulunmaları ve birbirlerinin fikir ve düşüncelerinden istifade etmemeleri kaygı vericidir. Cemaatçilik, kişiyi kendi yer ve mekanıyla sınırlı tutmakta ve ittihadı islamı engellemektedir. Ortadoğu’daki Müslümanların hali hepimize örnek olarak yeter de artar bile.

Cemaatçilik zihniyetine göre, cemaatten olmayan herkes “öteki”dir. Onlardaki baskın anlayışta yegâne ilke cemaati bir arada tutan, cemaatin idealini ve hedefini oluşturan nihai amaçtır. Bunun için cemaat tüm kaynakları elinde tutmalı ve güç kazanmalı, kendinden olmayanlarla araya hep mesafe koymalı, onlardan ayrı ve üstün olmalıdır. Ötekiler cemaatin geleceği ve menfaati için kolayca gözden çıkarılabilir. Yani bu feodal anlayışta hak kavramı evrensel ve üstün bir değer olmaktan çıkarılmış, lütfedilen bir şey haline gelmiştir. Cemaat dışı bireylerin hak ve hukuku cemaatin ve cemaattekilerin hak ve hukukundan sonra gelir. Cemaat bunu haksızlık olsun diye ve kaba menfaat uğruna yapmaz. Bu eğilimini, kendi amaçlarının “yüce” oluşuyla meşrulaştırır. Cemaatin rengi ne olursa olsun, ister siyasal, yani sağcı veya solcu veya etnik ister  feodal ister dinci cemaatten söz edelim, bu tablo hep böyle zuhur eder.

            İslam tarihindeki Hanefilik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik ve Caferilik gibi hukuk / fıkıh ekollerini düşünce özgürlüğü bağlamında nasıl değerlendiriyorsak cemaatleri de aynı mizana koymamız gerekiyor. Mezhep imamları hiçbir zaman mezhepçilik yapmadılar. Tarih boyunca hiçbir zaman insanoğlunu tek bir çatı altında toplamak mümkün olmamıştır. Biz bunu söylersek tüm mezhepleri yalanlamış oluruz. Dikkat edelim yaklaşık 12 tane mezhepten bahsedilir. Mezhep imamları asla birbirlerinin hakkında yanlış konuşmamışlardır. İçtihadıma göre böyledir demişlerdir. Hata bazı mezhep imamlarının başka bir mezhep imamının kabir ziyaretinde, o mezhepten olmadığı halde medfun imamın hürmetine namazda onun mezhebini taklit ettiği rivayet edilir. Çünkü onlar biliyordu ki bunlar hep Allah rızası için içtihat yapıyor, devlet dairelerinde koltuk kapmak, şirketini büyütmek veya partiye adam yerleştirmek gibi bir niyetlerinin olmadığını çok iyi biliyordu.

Özetle, islamda cemaat var cemaatçilik yoktur. Parti var particilik yoktur, Meşrep var meşrepçilik yoktur, lider var lideri masum görmek tapınak haline getirmek yoktur. Hangi cemaat! İnsanları İslam’a değil, meşrebine, liderine davet ediyorsa o cemaat korsandır er geç pis kokuları ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Yanıla da bilirim. En doğrusunu Allah bilir.  

Muhsin Bilgen: Hocam, cemaatler ihtiyaca binaen doğuyorlar, İslam için gerçekten de iyi bir hizmette bulunuyorlar. Günümüz şartlarında nasıl değerlendirirsiniz cemaatleri. Mesela yeni bir cemaat kurulursa beklenilen ilgiyi görebilir mi sizce?

Mustafa Karadağlı: Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı, eğitimin yaygın hale geldiği ve bilgi tekellerinin çöktüğü günümüz dünyasında, insanlar dinlerini ve onun en ince ayrıntılarını öğrenmek konusunda herhangi bir şeyhe, cemaat liderine ve kerameti kendinden menkul ulemaya ihtiyaç duymadığını belirtmektedir. Bu düşünce akımında tabii ki yeni bir cemaat yapılanırsa eskisi gibi bir ilgiyi göremeyebilir de. Veya mevcut olanların hatalarını dile getirip bir boşluğu dolduran bir oluşum, taraf, toplaya bilir de.

 Cemaatler bir ihtiyaca binaen doğdular. Halkın diniyle uğraşırsanız, dini vecibelerde akarsu yatağı gibi kendi oluşumunu bulur.  Yasaklar türlü türlü cemaatleri doğurdu. Kiminin içine yabancı istihbarat örgütleri girdi ve çoğunu birbirine düşman bile yaptı. Birçoğunu mal üzerinde kavgaya, kimini cemaat liderinin eserlerini yorumlama farkına, kimini abiler araçlığıyla farklı farklı oluşumlara sevk etti. Nihayetinde cemaat yerine cemaatçilik türedi. Dönem, sorgulama ve İslam’ı yaşama dönemidir. İnsanlar, nasihatten çok, cemaatlilinin ve cemaat liderinin yaptığına bakıyorlar. Zira iletişim farklı yollarda en hızlı bir şekilde sağlanabiliyor artık. Bilgi tekeli kırıldı çünkü.

Cemaatçilik çok farklı bir zihniyetin neticesidir. Bizim Doğu toplumlarının kabilecilik hareketidir bir nevi. Çok farklı tipleri olan cemaatçiliğin kökünde kanımca hala feodal zihniyet yatıyor. Feodal yapı içinde gruplar arasında hep bir çekişme vardır. Çünkü feodal grup öteki grupla karşıtlık üzerine kuruludur. Grup aidiyeti fanatizmi ve karşıtlık, dolayısıyla öteki gruptan birinin veya öteki grubun dile getirdiği doğrunun pek önemi yoktur. Öteki, diğerinin nazarında yanlış yoldadır ve ne söylerse söylesin dile getirdikleri hep yanılgıdır. Bu sadece bence İslami cemaatler için geçerli değildir. Sol oluşumlu cemaatler içinde geçerlidir. Hani sorsanız birisine: "Dünyanın en iyi annesi kimdir?" Şüphesiz "Benim annem. “diyecektir. Kendine göre bu cevapta haklıdır. Ama bu cevap dünyada başka annelerin güzel olmadığı manasına gelmez. Bize de "En güzel meslek, meşrep ve mezhep hangisidir?" diye sorulsa, "En güzel benimkidir." dersek. Diğerleri de böyle düşünürse, o zaman aradaki ayrılıklar düşmanlıklar nasıl kalkacak? İttihadı İslam nasıl sağlanacak? Cemaatler, toplumun manevi hayatını devam ettirmeye çalışan uzuvlar gibidir.

Muhsin Bilgen: 28 Şubat sürecinin cemaatler üzerindeki etkisini bize biraz anlatır mısınız?

Mustafa Karadağlı: 28 Şubat süreci elbette ki bir anda oluşan bir süreç değildi. Alt yapısı itibariyle hazır ve paket bir programdı adeta. Aczimendi denilen grubun kisve ve söylemleri, Ali Kalkancıların toplum zihnindeki portresi hala hafızalardadır. Sonuç itibariyle baktığımızda bunun çok masumane bir hareket olmadığı ve bu süreçten karlı çıkan sözde cemaatlerin ne kadar planlı çalıştıkları bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bunların kim oldukları da şuurlu tüm Müslümanlarca malum zaten. Şunu da hep vurgularım ve burada da tekrar vurgulayayım: En sağlam Müslümanlar da bu dönem de yetişti. İyiler gerçekten iyi olarak kaldılar. Fakat gemiyi ilk terk eden fareleri de fark etmemize neden oldu. Tıp fakültesi son sınıfta başını açmadığı için okuldan atılan öğrenci kardeşlerimizi ilk kez o dönemde tanıdık. Başörtüsü için yerlerde sürüklenen, dayak yiyen Müslümanları da o dönem bize gösterdi tabii ki.

            Cemaatler bu süreçte tamamıyla kurumsallaşma yoluna gittiler ve legal bir kimlik kazanmaya başladılar. Dolayısıyla karşılarında oldukları sistemle barışınca da yozlaşma kendiliğinden geldi. Bu süreç aslında cemaatleri dizayn etme sürecidir olarak görülebilir.

Muhsin Bilgen: 15 Temmuz darbe girişimi sizce İslami bir rejim için mi yapılmaya çalışıldı. Bir cemaat bir ülkede darbe yapabilecek güce nasıl ulaşabilir?

Mustafa Karadağlı: Zannetmiyorum. Hedef, şeriat ya da İslamcı bir rejim değil, gücü tekelleştirmekti.  Kendi hedefleri uğruna İslam’a aykırı görüşlerle ve fetvalarla hareket ettikleri rivayet edilir malum cemaatin.  Aslı astarı olmayan rüyalarla insanlar bir nevi uyutuldu. Meşhur şahsın sözünü tekrarlayalım burada: “ Din halkların afyonudur.” Bu söz tamda bu konuyla alakalı galiba. Okumayan sorgulamayan toplumlar masallarla uyutulmuştur hep.  İlmihali dahi doğru dürüst bilmeyen insanlar, öğrenci evlerinde imam olarak atanıyordu. İllerdeki öğrenci evi sayısı, bölge imamı ve şehir imamımın imajını yükseltiyordu. Kaliteye kimse bakmıyordu bile. Tabii ki bunun neticesi olarak yozlaşma alıp başını gidiyordu. Yani birazda kaderi ilahinin bir cilvesi diyelim.              

            Cemaatin geldiği seviye ve bulduğu maddi ve manevi desteğe gelince. Unutmayalım ki bu ülkede yıllarca Türkçe Olimpiyatları adı altında tüm devlet kurumları seferber edildi. Valiler, kaymakamlar ve bürokratlar kameralara boy boy poz verdiler. Gözyaşlarıyla şiirler okudular Papua Yenigineli çocuklarla. Elbette ki bir nevi ticaret yani. Bu gücün arkasında sadece yerel kandırılmış güçler değil, tabii ki dış güçlerin de olduğu ve desteklediği bir hakikat.

Muhsin Bilgen: Malum 15 Temmuz girişiminden sonra cemaatler kendilerine çeki düzen verdiler mi veya vereceklerini düşünüyor musunuz ?

Mustafa Karadağlı: Tabii ki. Bir kere cemaatlerin geldiği süreç gittikçe İslam’dan da uzaklaşıyordu. Örneğin, bazı cemaatlerde toplantılar bile sınıfsal bir algı arz ediyordu. Mühendisler grubu, doktorlar grubu, zenginler kulübü, esnaf grubu, kendilerinden yardım talep edilecek gruplar ve  piyon  gruplar gibi. Malum girişimden sonra öyle olaylara tanık olduk ki, üst düzey mensuplara hiçbir şey olmadı. Fakat, vitrine ve tribünlere sürdükleri şahıslar bir bir derdest edilirken, diğerleri bir yolunu bulup kapağı yurt dışına atmayı başardılar. Bir musibet bin nasihate bedeldir her zaman. Gerçekten Allah rızası için yola çıkmış tüm oluşumlar başımızın tacıdır. Bireysel çıkarlara bulaşmamış her ahlaki hareket elbette Allah katında değerlidir. Günümüz Türkiyesi’nde bugün pek çok dini grup ve cemaat faaliyet halindedir. Ancak bunların içinde bir kısmının temsil ettikleri mevki ve mesleğin ehli olmadıkları da bir gerçektir. Çoğu ticaret yapar gibi dini hizmet yapmaktadır. Birçoğu yardım faaliyetleri adı altında kendi asıl vazifelerini bile unutmuş durumdalar. Zira bu işte çok iyi para var. Bir kere uzun yıllar ihmale uğramış kurumların en önemli temsilcilerinin gerektiği ölçüde iyi yetişmiş olmaları mümkün değildir. Yetişmemiş elemanlar cemaatlere büyük sorunlar yaşatacaktır. Helali haramı bilmez bir tebliğci, kimi tebliğ etsin?

            Bununla birlikte günümüzdeki cemaatler manevi hizmet, dostluk ve dayanışma kurumları olarak geçmişlerindeki kredilerini harcamaktadırlar. Yoksa yeni imajları pek iç açıcı değildir kanımca. Tekrar edelim bu taassuplar ne yazık ki cemaatlerimizin çoğunun zaafı. Birinin iyi yaptığı bir işe niye rakip olarak aynı işle başlanır? Hedef ahiret mi dünya mı? Bu hususta hala birçok Müslümanın oturmuş bir İslami kimliği yok henüz.

Yanlış olan birkaç konu daha var onlara da değinmek istiyorum. Örneğin cemaat liderinin ileri sürdüğü her bir fikir adeta vahiy gibi telakki edilir. Bir diğer konu da dışarının bozucu etkilerinden korunmak için mümkün olduğu ölçüde dışarıyla, grup haricindeki üyelerle dostluk içine girmek, tasvip edilmeyen bir tutum ve davranış kabul edilir. Çünkü cemaatlerin büyük oranda sadece kendilerine ait basılı ve görsel yayım organlarını takip etmeye çalıştıkları söylenebilir. Öte yandan cemaatlerin kendilerine özgü birini diğerinden ayırıcı birtakım şekilsel özellikleri de vardır. Bunlarda ittihadı İslam’a engel teşkil eder kanımca. Cemaat bağlılarına göre dini ve dünyevi bilgilerin birçoğunu kendi cemaat eserlerinde öğrenmek mümkün kabul edilir. Bu görüşün çok yaygın olduğu da söylenebilir aslında. Oysaki rehber edindikleri şahısların ilim geçmişleri birçok alimi eserlerini okuyarak geçmiştir. Bu hakikat hep görmezden gelinir ve öğrenciye bu anlatılmaz. Liderin sanki kendi yazdığı eserlerle yetiştiği anlayışı benimsetilir ve bu sorgulanmaz da sorgulandığında cemaatteki samimiyeti ölçülmeye başlanır. Bütün bu hakikatler göz önünde bulundurulmazsa; cemaatler, ülkenin, medeniyet coğrafyasının önünü açacak yeni Gazâlî’ler, Kutup’lar, Akif’ler, Nursi’ler, Yunus’lar, Sinan’lar, Itrîler asla ve asla yetiştiremeyecektir. Hep abilerinin aklıyla hareket edip taklitten öteye geçemeyeceklerdir.

Şimdi gelelim yukarıda sorduğumuz soruya. Ne demiştik; cemaatlerin çoğu demokrasiye inanmadıkları halde neden bir siyasi partiye, üstelik aleni biçimde destek veriyorlar? Çünkü cemaatler gelinen noktada yalnızca “dini endişelerle” hareket etmiyorlar. Onlar artık kimi ticari sektörlerin önemli bileşenleri arasında gelmekte. Dolayısıyla “kurumların” geleceklerini düşünmek zorundalar. Sahip oldukları ekonomik, siyasi ve nüfuz gücü, bunu zorunlu kılıyor. Zira o gücün kalıcılaşması, şirketleşen cemaatlerinin emin adımlarla yürüyebilmesi için kendilerine yakın siyasi güçlerle yürümeleri gerekiyor. Tam bu noktada cemaat tabanı “varlığımızın bekası için siyasi ittifaklar içerisinde olmamız şart” argümanı ile ikna ediliyor. Hal böyle olunca “faizden, içkiden ve dahi birçok haramdan beslenen düzenin günahları” da süresiz biçimde ertelenebiliyor. Ne de olsa serde “cemaatin bekası” var; bundan ala sahip çıkılması gereken mesele mi olur!

Muhsin Bilgen: Cemaatlerin faaliyet alanlarına baktığımızda genelde birbirlerini taklit ettikleri malumumuz. Cemaatler neden farklı sosyal sorumluluk projeleri geliştiremiyorlar. Dine hizmet sadece yazın kuran kursu açmak mıdır? Piknik düzenleyip ip çekme yarışı yapmak mıdır? Kermeslerde ıspanaklı börek satarak, Filistin’e yardım toplamak mıdır? Ben sokak  hayvanları besleyen bir cemaat üyesi görmedim mesela.. !!

Mustafa Karadağlı: Çok farklı bir soru oldu. Açıkçası bunu sorgulama fırsatım hiç olmadı. Belki ufuk meselesidir. Belki caiz olup olmama tarafıdır. Ama şahsım olarak, böyle bir derneğim ve vakfım olsaydı, çevre temizlik grupları, spor yapma grupları, sağlıklı beslenme grupları, musiki grupları, gezi-gözlem grupları gibi gruplarla sosyal sorumluluğumu yerine getirirdim. Dediğiniz gibi sokak hayvanlarına karşı duyarlı bir toplum oluşturmak için çalışmalar yapardım. Özellikle de eğitim de bilimsel çalışmalar üzerine programlar tertip çok isterim.
Muhsin Bilgen: Sözü edilen birçok konularda duyarlı bir eğitimci olduğunuzu biliyoruz.

Mustafa Karadağlı:  Teşekkür ederim.J

Muhsin Bilgen: Malum cemaat, Türkiye’deki İslami diğer cemaatlere zarar verdi mi?

Mustafa Karadağlı: Türkiye’de yanlış bir kanı var: Tüm Dindar insanlar, ahlaklı ve güvenilirdirler. Bu düşünceyi iyi kavrayan malum cemaat, hedefine ulaşmak için hiçbir ahlaksız yola girmekten perva duymadı bence. Türkiye’deki cemaatlerin çoğu bir siyasi partinin iktidarında, yeni Türkiye’nin özgürlük alanını sonuna kadar kullanmak, alternatif eğitim modelleri oluşturmak, gençliğe yönelmek, yeni eğitim sistemleri ortaya koymak, toplumun entelektüel seviyesini daha da yükseltmek yerine farklı bir yola saptılar. Onlar özgürleşmek yerine itiraz ettikleri sistemi ele geçirdiklerini zannederek sisteme mahkûm oldular ve kısacası ele geçirmek için itiraz ettikleri devlet; imkânlarıyla, gücüyle ve onlara sundukları ile onları ele geçirdi ve sistemin devamını onlar üzerine kurdu. Türkiye’de bütün krizler özellikle güçlerin olması gerektiği yerde durmamasından ileri geliyor. İslamiyet’in içi boşaltıldı. İktidar mücadelesinde araç haline getirildi. Piyasanın yarışmacı, siyasetin kazanma hedefleri içinde yok edildi. Merhamet ve hoşgörü adına yola çıkanların geldiği noktayı anlamak için Umberto Eco’nun ‘Gülün Adı’ romanını yeniden okumalı bence. Eco, Katolik rahiplerin bir dava uğruna nasıl canileştiklerini, masum insanları rahatça öldürdüklerini, anlatır.

Cemaatlerin eksik bir tarafı, eleştiriyi kabul etmemeleri. Her cemaatin eleştirilecek bir yönü var ama bazı kutsiyetler atfedilerek bunun hikmetinden sual olunamayacağı kanısı yaygınlaştırılmıştır cemaatlerde. Eleştirel düşünceyi ve kuşkuyu düşman görür. Sadece kendi cemaatinin  adamı değil, eleştiren ve araştıran bir nesil yetiştirmemiz lazım. Birçok cemaat mensubu ahlâki kaygılardan sıyrılmış. Bir dine bir cemaate mensup olduktan sonra ahlaka ihtiyaç kalmadığı kanısına varmış çoğu. Türkiye’nin sorunu ahlak sorunu bence, cemaat değil.  

Toplumsal yapılanmanın ağırlıklı olarak cemaat temelli olması, her türlü sosyal örgütlenmenin bir şekilde cemaat karakteri taşımasına, dolayısıyla dinle irtibatlandırılmasına yol açmaktadır. Bu durumdan hem tek tek bireyler hem de İslam dini, ciddi olarak zarar görmektedir. Bunun önüne geçilebilmesinin yolu, insanların din konusunda doğru bilgilendirilmesinin sağlanmasından geçer. Günaha girme, ya da dinden çıkma korkusuyla düşünemeyen insanların, dini duygularının, inançlarının istismar edildiğini fark etmeleri, nasıl mümkün olabilir? Kendi varlığının farkında olmayan insanların sağlıklı bir kimlik bilinci geliştirebilecekleri nasıl söylenebilir? Toplumsal yapının cemaat temelli olması, bütünüyle önlenemeyeceğine göre, öncelikle İslami ilmin önemsendiği, aklın etkin kılındığı bir cemaat yapısının teşvik edilmesi, ya da cemaatlerin bilgiye ve eleştiriye açık hale gelmesinin sağlanması yapılabilecek işlerin başında gelmektedir.

Cemaatlerin yanlış yapmasında büyüklerin iyi niyettinden kaynaklı hatalar olduğuna inanıyorum, Makamların fikri ve dini  olmaz ama makam sahiplerinin fikri ve dini olabilir. Bu da öznel bir kavramdır. Makamda oturan şahıs herkese aynı mesafede bulunmalıdır. Tıpkı Osmanlı hanedanı gibi. Osmanlıda herkese adaletle hükmedilirdi, dinine göre değil. Öncelik adaletti. Siyasi kültürümüzü besleyen en önemli sembollerimizin kaynağı İslam dinidir. Diğer dinler gibi demokrasi ile uzlaşmıyor pek. Uzlaşması da şart değil. İlahi kaideler ile toplumun fikir birliği içinde inşa ettiği kaidelerin her zaman uzlaşması zor. Birinin temelinde vahiy, diğerinin beşerin izafi fikirleri var. Bu nedenle cemaatlerin kesinlikle siyasetten uzak durmaları gerekiyor yani. İkisi bir arada olmuyor. Politika, çok yüzlülük demek olduğuna göre bir cemaat mensubu bunu pek başaramaz, başarsa da cemaat olarak kalmıyor zaten. Malum cemaat gibi.

Muhsin Bilgen: Cemaatlerin ara ara kendi bekaları için bazı algısal haberler yayınladıkları söyleniyor. Gençlerin farklı oluşumlara (deizm- nihilizm) kapıldıkları iddiaları var. Cemaatler, bu tür oluşumları neden kendi yanlış yapılanmalarında aramıyorlar?

Mustafa Karadağlı:  Gençlerin deizme kaymaya başladığı bir gerçek mi yoksa uyduruk bir beka haberi mi? Kanımca meseleyi gençler üzerinden okumak bizleri yanıltır. Gençlerin dış etkilere ve savrulmalara açıklığı dikkate alındığında klasik toplumlardan daha çok etkilenmesi ve dönüşüme uğraması tabiidir. Ancak gençlik değil toplum olarak bir deizme kayışın var olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Deizmin ortaya çıkışının nedenlerinden ilki; dine dair ne var ise hayatımızda artık eskisi kadar saf ve temiz olmaması bence.  Tabii ki bunda yanlış cemaatlerin payı da yok değil. Din, Müslüman, cemaat, tarikat, hoca, din görevlisi, dini semboller ve diğerleri ne varsa dine dair hepsi son süreçlerde kirlendi. Bu kirlilik kitlelerin zihninde sanal bir gerçeklik inşa ediyor. Yani halk, artık dini temsil eden kurum ve şahıslara güvenmiyor. Bunda medyanın da olumsuz etkileri var tabii ki. Bunun yanında küreselleşmenin artık önü anılamaz şekilde bütün toplumları dönüştürdüğü bir hakikat. Bu sadece Anadolu coğrafyasıyla da alakalı değil. Bunu sadece bu ülkenin sınırlarıyla ve cemaatlere yığarsak haksızlık etmiş oluruz. Cemaatlerin beka sorunuyla bunu dile getirdiğini söylemeye dilim pek varmıyor; ama elbette ki bu  tür deistik oluşumların karşısında cemaatlerin olduğu tarihten gelen bir kabulleniş bence. Bundan dolayı bakın biz olmazsa deizm geliyor korkusu yayılmış olabilir. Evet bu saydığımız nedenlerin yanında tabii ki din ile doğru ve sahih bir irtibatı kuracak âlim sınıfının oluşturulamaması ve kitleleri sürükleyecek, kitlelere üst ahlak formları kazandıracak yetişmiş ve donanımlı din bilginlerinin tutarlı bir yol izlememeleri de var. Cemaatlerin gençleri abi ve hocaya itaat etmeye zorladığı gibi hakikatleri de var.  Din üzerinde yapılan şöhret bulma tartışmaları ve ortalıkta dolaşan meşhur tv programlarının demirbaş hocalarının da halkın dinden soğuttuğu söylenebilir.

Muhsin Bilgen: Hocam, cemaatlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Mustafa Karadağlı: Cemaatler, Türkiye’de ve dünyada, gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, bir şekilde varlığını sürdürmeye devam edecektir; çünkü insanın fıtri yapısından kaynaklanan bir ihtiyaca cevap vermektedirler. Ancak, özellikle Türkiye’de mevcut olan dini cemaatlerin yapısının ve bireysel ve toplumsal kimlik inşaındaki rolünün sağlıklı olduğunu, en azından yeterince sağlıklı olduğunu söyleyebilmek biraz zor gibi. En azından şimdiki süreç bunu öyle gösteriyor. Öyleyse, öncelikle cemaatlerin sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlamak gerekmektedir. Bunun için de öncelikle devletin ve toplumun aynı istikamette çalışması, devletin büyük kimlik çadırının, hiçbir grubu, hatta sağlıklı düşünebilen hiçbir ferdi dışarıda bırakmaması, yüksek güven kültürün oluşturulması ve adalet duygusunun kuşatıcı olması gerekmektedir. Bireyin yeteneklerine engel çıkartıldıkça, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sorunlar oldukça, hukukun üstünlüğü konusunda kuşkular kaldıkça, toplumsal yapının sağlıklı olabileceğini düşünmek biraz zordur. Sağlıksız toplum yapının üreteceği, ya da üzerine oturacağı cemaat yapılanmasının sağlıklı olabileceğini düşünmek de elbette pek mümkün olmaz.

Türkiye’de cemaatler, “küçük olsun benim olsun” mantığı ile, var kalabilmek için mensuplarını itaat kültürü, suçluluk ve günahkarlık duygusu ile terbiye edip, grup içinde tutmaya çalışmak yerine, üretime dayalı, ilkeli, şeffaf, rasyonel bir yapılanma ile, mensuplarının bilinçli ve kararlı tercihlerini temin etmeli, Hak rızası için iyilik yolunda hem cemaat içinde hem de diğer cemaatlerle birlikte hareket etmesini öğrenmelidir artık.

Cemaatler, kendi iç bütünlüğünü koruyabilmek, mensuplarını bir arada tutabilmek için, en yakın gördükleri cemaatlerle aralarına su sızdırmaz duvarlar inşa etmektedirler. Bu doğrultuda dinin birleştirici işlevi, tersine ayrıştırıcı, parçalayıcı bir hüviyet kazandı. Cemaatler bu hususta artık bir ders çıkarmalıdırlar. Dünyaya mı ahirete mi çalıştıkları yönünde bir karar vermelidirler artık.

Bilinçsiz bir şekilde yapılan cemaatçilik, toplumda yaygın din anlayışının da sağlıksız olması gibi sonuç doğurmaktadır. Bu doğrultuda, dinin bütünleştirici işlevi etkisini yitirmekte, gerek dinsel, gerekse etnik farklılıklar tepkisel bir tavırla bütünün yerini almaya başlamaktadır. Hatta bunun üzerine bir kitap çalışmam da var. Mesela bazı insanlar, hem Müslüman hem de ırkçı olabilmekte ve bu hiçte sorgulanır düzeye inememektedir.

Cemaatçilerin İslam’a bakışının, görme özürlülere atfedilen meşhur fil tanımından farksız olduğunu anlamak için birazcık dikkatli bakmak yeterlidir. İşin en kötü yanı, tekfir mekanizması, çoğu zaman cemaat düzeyinde, kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yaşamayan insanları ötekileştirmek için kullanılmaktadır. Bu durum, bireysel ve toplumsal planda dini kimliğin, dinin, insanının kendini inşa etmesi için bir araç olduğu gerçeği dışlanarak oluşturulmasına imkan sağlamaktadır.

Cemaatlerin katkısıyla oluşan dini kimliğin sağlıklı olabilmesi için, cemaatlerin din-toplum ilişkisinin şekillenmesinde birinci derece belirleyici olması göz önünde bulundurulmalıdır.  Bunun yolu, toplumun din konusunda en azından doğru düşünmeye yetecek düzeyde doğru bir Kur’an ve sünnet bilgisine sahip olması sağlanmalıdır. Din alanında doğru düşünmeye yetecek düzeyde doğru bilgi sahibi olmayan insanların, din adına kendilerine sunulan bilgileri sorgulama imkanları olamaz. Bu sorun sınırsız ve plansız bir şekilde imam hatip okulu açmakla da çözülemez kanımca.

Cemaatçilik sorununa kalıcı çözüm üretebilmek için ittihadı İslam düşüncesiyle hareket etmek gerekir.  İslami anlamda ailede ve çevrede sağlıklı bir din eğitimi almamış bireyler din arayışına girer ve  legal veya illegal cemaatler bir liman görevi görmektedir. Sadece Türkiye’nin değil, iki milyara yaklaşan tüm Müslümanların geleceği, eleştirel düşüncede ve İslam’ın özgürleştirici boyutunun etkin kılınmasında yatmaktadır. Akletmeyen ve üretmeyen bir toplumla ne ilim ve fennin gücü yakalanabilir, ne de medeniyet iddiası sürdürülebilir. İslam dini iman, sorumluluk ve kurtuluş bakımından bireyi esas alır. Sağlıklı birey bilinci hem sağlıklı bir toplumsal yapılanmanın hem de adaletli bir toplum kültürünün en temel koşuludur. Kur’an, “bir topluluk kendisini değiştirmedikçe, Allah onların durumu değiştirmez” buyurarak çok önemli bir toplumsal yasayı insanlara hatırlatmaktadır.  

Muhsin Bilgen: Çok güzel ve faydalı bir röportaj oldu. Teşekkür ederim.

Mustafa Karadağlı: Evet bencede faydalı ve keyifli bir sohbet oldu ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Soru 1: Normal bir darbe girişimi sonrası Niye önceden haber vermediniz?” diye istihbarat teşkilatı suçlanır. Hatta işin başındaki yetkili ‘haber vermedi demek ki darbecilerle iş tuttu iddiasıyla yargılanır. MİT 15 Temmuza kadar girişimle ilgili hiç bir istihbarat vermemiş. ‘Cemaat üyesi olmakla suçlanarak hapse atılan H.A. haber vermese MİT siyasi makamlara 15 Temmuz günü 16.00da da haber vermeyecekti.

Bizim MİT müsteşarının bırakın yargılanmayı, darbe komisyonuna bile çağrılmaması ve müsteşarın halen Erdoğanın en yakınındaki isim olmayı sürdürmesi Şüphe uyandırıcı değil mi?

Soru 2: Rusya Devlet başkanı Putinin danışmanlarında Alexandr Duginin darbe girişimi istihbaratını Cumhurbaşkanı ve başbakana 14 Temmuzda ilettiği doğru mudur?

Soru 3: Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmadıysa darbe girişimini organize eden cunta hangi isimlerden oluşmuştu? 15 yıl önceki genelkurmay başkanı Hilmi Özkök Meclis darbe komisyonuna çağrılırken tüm olayların bizzat içinde olan

Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Soru 7: En ilkel toplumlarda bile suçlanan isimlere söz hakkı tanınır. Meclis darbe komisyon Fethullah Gülen de dinlensin diye karar vermişken bu kararı kim değiştirtti?
Soru 8: Darbe girişimi başlamasından 10 dakika sonra Cumhurbaşkanı, başbakan ve onlara ‘fiilen bağlı’ tüm televizyonların hep bir ağızdan “Fethullah Gülen”i ve “cemaati” fail ilan etmesine nasıl karar verildi, bunun talimatı nasıl verildi?
Soru 9: Genelkurmay tarafından saat 18.00 itibariyle hiçbir uçağın kalkmaması, kışlalardan hiç bir askeri araç ve silahın çıkmaması emredildiği ve bunu tüm TSK organları tarafından duyulduğu halde ne olduğundan habersiz küçük askeri grupların sokağa çıkarılması emrini kim verdi?
Soru 10: Darbe girişimi için çok az sayıda rütbeli asker, askeri okul öğrencileri ve 1-2 tabur asker, 10-15 tank ve ses etkisi için 3-5 savaş uçağı kullanılması, yalnızca Boğaz köprüsünün kapatılması şüphe uyandırıcı değil midir?

Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Soru 11: Dünya tarihinde tüm darbeler sabaha karşı yapılmışken bu teşebbüs için insanların en uyanık olduğu saatin, prime time’ın tercih edilmesinin izahı nedir? Siyasi iktidarın hiç bir yetkilisinin (Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri…) gözaltına bile alınmaya teşebbüs edilmediği bir darbe olmuş mudur?
Soru 12: Darbe istihbaratının saat 16:30’da Genelkurmay’a ulaşmasına rağmen kuvvet komutanlarının düğüne gidebilmesi ve düğünde saatlerce kalabilmesinin izahı nedir?
Soru 13: Saat 18 itibariyle darbe girişimini Genelkurmay, MİT ve hükümet yetkilileri biliyorken TRT’nin korumaya alınmaması, biri rütbeli 5 asker tarafından basılması ve gece yarısı bildiri okutulması daha sonra darbecilerin TRT personeli ve halk tarafından yakalaması kuşku uyarıcı değil mi?
Soru 14: Yüzlerce üst düzey güvenlik personelinin çalıştığı ve son model silahlarla korunan Erdoğan’ın Saray’ın 3’ü rütbeli 13 asker tarafından basılması ve bunların daha kapıdan girmeden gözaltına alınması tuhaf değil m

Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Soru 15: Darbe Erdoğan’a karşı yapılıyor. Darbeciler TBMM’yi bombalıyor fakat lazer teknolojili füzeleri olan son model savaş uçakları Erdoğan’ın 450 bin metrekarelik sarayının sadece bahçesinin uzak bir köşesini bombalıyor. Bu tuhaflığın açıklaması ne?
Soru 16: NTV’de 15 temmuz akşamı “öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki TSK’nın içinde mevcuttu” diyen ve 16.00’da darbe girişimini MİT’ten resmen öğrendiğini açıklayan Erdoğan, işi oluruna bırakmasa en geç 19’00’da televizyonlara çıkıp darbeyi deşifre etseydi tek bir asker kışladan dışarı adım atmaz belki de 241 insan şehit olmazdı. Erdoğan 6,5 saat niye bekledi?
Soru 17: Saat 14.45’te darbe girişimini MİT’e haber veren binbaşı H.A. niçin tutuklu?
Soru 18: Hem ‘darbe girişiminin ardında cemaat var’ demek hem de darbeyi ihbar eden binbaşı H.A.’yı cemaat üyeliği iddiasıyla tutuklama çelişkisinin izahı ne?

Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Soru 19: Darbe girişiminden hemen sonra İngiliz İstihbaratı GCHQ’nun Türk hükümetinin telefon ve e-mail yazışmalarını yakaladığı ve “Yarın temizlik operasyonları başlatılsın ve darbenin baş yöneticisi Fethullah Gülen ilan edilsin” mesajını elde ettiği 24 Temmuz 2016’da saygın Alman dergisi FOCUS’ta yayınlandı. Ve yalanlanmadı. Bu iddia doğru mu?
Soru 20: En basit soruşturmanın aylarca sürebildiği Türkiye’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın daha o gece 04.30’da darbe girişimini çözüp sonuca bağlayarak “Paralel Devlet Yapılanmasıyla irtibatlı yargı görevlileri ve general, amiral, subay, astsubay, er ve erbaşlar” hakkında gözaltı kararı vermesi şüphe uyandırıcı değil mi?
Soru 21: En küçük bir terör hadisesinde medyaya yayın yasağı getirilirken darbe teşebbüsü gibi hadisede niye yayın yasağı getirilmedi? Neden o gece Twitter ve diğer sosyal medya mecralar kapatılmadı ve internet yavaşlatılmadı.

Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Soru 22: En ufak bir ihbar veya şüphe taşıyanların gözaltına alınmasına rağmen darbe teşebbüsünün 1 numarası olduğu iddia edilen Adil Öksüzün Akıncı üssü yakınında yakalanıp, ilk mahkemede salıverilmesi ve Öksüz hakkında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun bir takım imalarda bulunmasının doğurduğu soru işaretleri niçin aydınlatılmıyor?
Soru 23: Eski Pentagon üst yetkilisi Michael Rubinin 15 Temmuz gecesi sivilleri Saraya bağlı Sadat milisleri öldürdü” iddiası doğru mudur? 15 Temmuz sivil ölümleri yeterince araştırıldı mı? Niçin hiçbirine otopsi yapılmadı?
Soru 24: Genelkurmay Başkanı Hulusi Akarın yaveri Levent Türkkanın tüm itirafları gözü kapalı kabul edilirken Tümgeneral Mehmet Dişli hakkında O da cemaatçidir. Genelkurmay Proje Yönetim Daire Başkanıdır.” dediği halde niçin özenle yargıdan kaçırılmaktadır?

Avatar
MAKSADIMIZ RIZA I ILAHIDIR. 1 ay önce

Şualardaki bir mektupta “maksadımız, iman ve ahirettir” şeklinde ifade edildiği gibi, Risale-i Nur’un asıl maksadı ve hedefi iman ve ahirettir. Dünya ile alışverişi yoktur. Ayrıca bununla beraber, ebedî hayatın saadet ve selametine hizmet eden faaliyetler ve hakikatlerden dünyada daha önemli ve öncelikli bir şey -hakikat noktasında- yoktur ki, dünyevî bir maksada veya bir şeye alet veya tabi olsun veya onlara tercih edilsin. Değil siyasî ve dünyevî işler için o mukaddes hakikatleri alet etmek, o hakikatlerin kıymetini düşürmemek ve hakka olan hizmetin sırf Allah rızası için ve maddî menfaat düşünülmeden yapıldığına dair inancı sarsmamak için, Risale-i Nur hizmeti adına fiilen siyasete girmemek, önemli bir düstur olmuştur.

Avatar
Av.Polatoglu 1 ay önce

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar neden çağrılmadı. Ağzından bazı şeyler kaçırır diye mi korkuldu?
Soru 4: Eğer 15 Temmuz emir komuta dahilinde yapıldıysa Akar neden yargılanmıyor ve göreve devam ediyor.
Soru 5: Eğer 15 Temmuz emir komuta dahilinde değilse kendisine bağlı askeri istihbarat teşkilatı olan Genelkurmay Başkanı günlerce hatta aylarca hazırlık gereken bir cunta yapılanmasından nasıl haberdar olmadı?
Soru 6: Darbe girişimini organize eden generallerin bazılarının Gülen Cemaatiyle ilgisi MİT fişlemelerine mi dayanıyor? Somut bir delil söz konusu mu? Somut bir delil söz konusuysa bu, niçin kamuoyuna açıklanmıyor?