"...yasa koyanlar da çok kez... eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl olursa olsun insandırlar sonunda, her yaptıkları şey ister istemez değişkendir. Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?" (Montaigne, Denemeler S.41) böyle diyor Motaigne yasa koyucu insanlar için. 
Hal bu olunca insan merkezli düşüncelerin koyduğu hangi yasalara güvenebiliriz ki? Güveneceğimiz yasaların ne zamana kadar geçerli olacağı, işleyeceğimiz fiillin cezasını mı, mükâfatını mı alacağımızı bilmediğimiz kanunlar karşısında bizden belki de çok üstün olmayanın iki dudağı arasından çıkacak bir tek sözcüğe bağlanmış olmuyor mu? Bunun gibi hayatımız da...
Aslında af kavramının altında yatan gizli mana, bir anlamda cezanın tasdikidir. Yani faile isnat edilen suçu kendisine onaylatmak, kabul ettirmek, töhmet altında veya minnettar bırakmaktır. Ya da affetme lütfunda bulunanın büyüklüğünden, şanından dolayı bağışlandığı imajı yaratmaktır suçlu üzerinde. Suçlu da bu iyilik karşısında atacağı adımları, hele şartlı bir aftan yararlanma durumu varsa, daha da dikkatli atacaktır.
Çünkü insanın insanı affedişi bir çıkar ya da beklenti karşılığında olur çoğu zaman. Ama fail ne kadar affedilmiş olursa olsun kayıtlara suçlu olarak geçmekten de kurtulamayacaktır.
Eğer fail suçsuz ise cezadan sonra affın ona artık hiç bir yararı olmayacaktır ama, suçu tespit edildiği halde; zaman aşımından veya ekonomik gücü yetenler için para cezasıyla yetinilerek affediliyorsa bu da ceza yerine mükafatlandırılarak başka bir haksızlığa sebep olmaktır. 
Suçunu zaman aşımına uğratacak kadar herkesin saklanacak veya yurtdışına kaçacak bir imkânının olmadığı gibi, ekonomik gücünün ya da yetkili mercilerde çevresinin olmayışı da eşitlik ilkelerinin ihlaline neden olmaktadır. Bu gibi imkânların önünün kesilmesi hukukun vazgeçilmez bir özelliği olmadıkça aynı suçtan cezalandırılanın bu cezayı hak ettiğini söylemek asla doğru olmaz.
Fiilin işlendiği andaki geçerli kanun karşısında cezaya çarptırılan, kanunun değişmesiyle suçsuz duruma düşenin cezayla geçen zamanın, her ne kadar bazen çektiği cezanın zararı maddi olarak karşılansa da, manevi olarak nasıl telafi edileceğine dair hükümlerin eksikliği başlı başına bir sorundur. 
Yasalarda sürekli değişiklik ihtiyacı duyulması ise; insanın koyduğu kanunların suç ile ceza arasındaki dengeyi tespit edememesinin bir sonucu olsa gerek.
Düşünün ki aynı suçtan hüküm giymiş iki kişiden biri cezasını bitirmek üzereyken diğeri henüz cezaya çarptırılmış olsun ve ardından gelen bir afla kısa sürede kurtulmuş olsun; birey bazında ortaya çıkan adaletsizliği bir tarafa bıraksak da, bu iki kişinin kaybedilen ve kazanılan zaman dilimlerinde kim bilir dünya tarihine olumlu veya olumsuz nasıl bir etkide bulunacaklardı. 
Örneğin hakları ellerinden alınan nice üniversiteli gençlerin veya affedilen nice sahtekarların, canilerin kayıp ve kazanımları sadece kendilerini değil, bir toplumu bir ülke tarihini etkilemektedir. Bu gençlerden belki dünyayı kurtaracak bir bilim adamının; canilerden ve sahtekarlardan da dünyayı yok edecek Hitler'den daha zalim bir katilin çıkmayacağını kim garanti edebilir. 
Bir an, Galile'nin hayatının bağışlanmış olduğunu, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmemiş (Hıristiyanlara göre) olduğunu, dünyayı kasıp kavuran Hitler'e karşı birleşen güçlerin başarısız olduğunu varsayalım: Karşımıza nasıl bir tarihin çakacağını tahmin edebiliyor muyuz?
12 Eylül (1980) askeri darbesinin ardından cezalandırılan parti liderlerinin af sonucu tekrar ülke yönetiminde rol almaları ve 27 Mayıs (1960) askeri darbesiyle idamlar sonucu oluşan tarihin farklılığını görüyoruz. 
Suç aynı suçluların bulunduğu makam aynı ama tarihi sonuç çok farklı kimisi mezara gitti kimisi yeniden iktidara geldi.
Buna benzer örnekleri çoğaltmak elbette ki mümkündür. Ama meramımızı anlatmamız için bununla yetiniyoruz.
Devam edecek

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.