"Yasalar doğru oldukları için değil, yasa oldukları için yürürlükte kalırlar." (Montaigne, Denemeler S.41)
Bir sosyolog veya bir hukukçu gözüyle değil, belki bir filozof edasıyla söylüyor bunu Montaigne. Ama sosyolog ve hukukçuların yasaları toplumun ihtiyaçlarına en doğru cevabı verecek şekilde düzenlemeleri zorunludur. Yoksa aksesuar olsun, kitaplar dolsun, bizim de bir hukukumuz olsun diye yapılıyorsa yasalar elbette ki yasa olmaktan ve Montaigne'nin haklılığını tescil etmiş olmaktan da öteye geçmez.
Ne yazık ki suçlu görülenler bazen kanun koyucuların bazen de kanunların kurbanı olabilmektedirler. Çünkü kanun koyucu insan, kendi dünya görüşüne göre ve akli muhakemesinin elverdiği oranda doğru kabul ederek koyduğu kanunlar başkalarına ve başka zeminlere göre yanlış olabilmektedir. Nihayet duruşmalarda savcıların ve hâkimlerin bazen farklı görüş beyanında bulunmaları da buna örnektir. Zaman içinde yapılan yanlışlık anlaşılanca da kurbanların hakkını gasp etmiş olanlardan hesap sorma gibi bir durum da genellikle söz konusu olmayabiliyor. 
Kanun kurbanı olanlar ise; maddelerde yapılan değişiklikle kendi lehlerine olan yeni oluşuma göre suçsuz duruma düştükleri halde çektikleri cezanın ve hapiste geçen zamanlarının yanlarına kâr kalmasından başka kendilerine bir yararı olmamaktadır.
7 Temmuz 1998'de Mısır Çarşısı'nda -sonradan bilirkişi raporu ile tüpgaz patlaması olduğu anlaşılan olayda- 7 kişinin ölmesi 121 kişinin de yaralanması ile sonuçlanan patlamada, bomba olduğu iddiası ile yakalanan 19 sanıktan biri olan Pınar Selek, bombayı koyan kişi olarak idam istemiyle yargılanmış Af Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle ve bilirkişi raporunun, olayın tüpgaz patlaması olduğunu kabul etmesiyle 2,5 yıllık bir aradan sonra (26.12.2000) tahliyesine karar verilmesi sonucu idamdan kurtulmuştu.
Pınar Selek'in söylediklerini ve haklılığını kabul edersek o, bu ve benzeri olayların kurbanlarından sadece biridir hukuk tarihinde. Olayla ilgili görgü tanığının/tanıklarının ve/veya delillerin olmadığı bu gibi olaylarda herhangi bir baskı olmadan sanığın yapacağı itiraftan başka kimsenin sağlıklı bir yargıya varabilmesi mümkün değil. Bu durumda Selek'ın bir kurban olup olmadığını da belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Kendisinin anlattığına göre, yaptığı bazı toplumsal araştırmaların, birilerinin bamteline dokunmasından dolayı kendisine hazırlanan bir komplonun kurbanı olmuştu.
Pınar Selek'in kurtuluşunun şans eseri olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü; onun bulunduğu Ümraniye Cezaevi'nde ölüm orucuna katılanlara karşı yapılan operasyonda 4 kişi ölmüş, çoğu ağır 43 kişi de yaralanmıştı.
-Pınar Selek'in, cezaevine yapılan operasyonda ölüler arasında olamaması,
-Babasının hukukçu olmasının yanı sıra yüz avukatın davada kendisini savunma şansına sahip olması,
-Af Yasası'nın çıkması,
-Bilirkişi raporunun onun lehine kabul edilmesi kurtuluşu için bir şanstı. Ama her suç isnat edilenin, bu artılara sahip olması pek mümkün olmuyor.
Bilirkişi raporunun, 2,5 yıl sonra ve Af Yasası'nın hemen akabinde kabul görmüş olması, siyasetin gölgesinde kalan hukukun ve hukukçuların içine düştüğü çelişkiler zincirinin halkalarından sadece biri.
Doğan Heper, Milliyet'teki köşe yazısında:
"... patlamayla ilgili birden çok bilirkişi raporu verildi. Verilen raporlardan Adli Tıp Raporu patlamada bomba şüphesi üzerinde duruyordu. Mahkeme, en sonunda üç profesörden kurulu bir bilirkişi heyetine başvurdu.
Olay anında delillerin dikkatli toplanmaması, çeşitli ve çelişkili görüşler belirtilmesi olayı karmaşık hale getirmişti.
Ama son rapor da güvenilmemiş eski bilgilerin, raporların özetine dayanınca ona nasıl güvenilebilir?
Güvenilmemiş, gerçek olarak kabul edilmemiş bilgi ve raporlara dayanan yeni bir rapor.
Tüm bu karmaşanın sonunda, üç profesörden oluşan son bilirkişi heyeti kendi değerlendirmesini yapıyor:
Ve 'olay yerinde bir bomba patlamasının gerçekleşme ihtimalinin olmadığı sonucuna varılmaktadır.'
Yani heyetin bulduğu, incelediği bir şey yok maddi delil yok. Anlatılanları, dosyada olanları olaydan iki yıl sonra bu üç kişi Adeta özetliyor, yorumluyorlar." diyerek raporla ilgili şüphelerini açıklıyordu. (Milliyet, 5 Ocak 2001)
Devam edecek

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.