"Aklın o kadar çok çeşitli yolları vardır ki hangisinden gideceğimizi bilemeyiz... durmadan değişen insan durumlarının değişmez yasalarla ilgisi pek azdır. En iyi yasalar en az ve öz, en genel olanlardır... Doğanın yasaları bizim yaptıklarımızdan her zaman daha akıllıcadır." (Montaigne, Denemeler S.259-260)
Doğanın yasalarının daha akıllıca olmasının nedeni sanırım ki belli bir oto kontrolle yönetiliyor olmalarındandır.
Ama doğayı egemenliğine alan insan, ne yazık ki doğa için daha iyi yasalar oluşturamamanın yanında doğayı bozmaktan başka bir şey yapmamıştır. 
İnsanın kendini tanımaktan önce kendi dışındaki dünyayı tanımaya çaba sarf etmesi onun kendisi için kalıcı ve evrensel nitelikte olabilecek yasaları bulmasına engel olmuştur. Bir varlık hakkında hüküm verebilmek için önce o varlığın mahiyetiyle ilgili bilgiye ulaşmak gerekir ki onun için değişmez yasalar konulabilsin. Bunun için insan psikolojisinin öncelikle mümkün olan en iyi şekilde tanınması ile belki genel ve öz yasaların keşfedilme imkânlarına ulaşılabilir. Bu imkânlar tespit edilip -belki tüm inanç ve ideoloji mensuplarının kendileri için uygun gördüğü yasaların kabul edilmesiyle- sorunların çözümüne çare bulunmadıkça, zaten suç potansiyeline sahip olan insan denen varlık, asla suç işlemekten vazgeçmeyecektir.
Bir toplumda aynı türden işlenen suçlar çoğunlukla aynı karakteristik özellikler taşıyorsa, iktidar edenlerin suçun işlenmesi için ortam oluşturduklarını ve bu durumda asıl suçluların muktedirler olduğunu söylemek durumunda kalıyoruz.
Aynı türden suçlar birçok insan tarafından rutin halde işleniyorsa bu; ortamın, bu suçların işlenmesine elverişli olduğunu gösterir.
Suça elverişli ortam yok edilmeden hiç kimsenin, iktidar edenin salt elindeki veya arkasındaki güce dayanarak bir fiilin neye, niçin, kime, hangi kriterlere göre suç olduğu; verilen cezanın doğru olup olmadığı düşünülmeden, uygulanan çelişkili kanunların kurbanı olması hakkaniyet ölçüleriyle bağdaşmaz.
Öyleyse, ceza vermek yerine sosyal problemlerin çözülmesi ve insan psikolojisinin talep ettiği ihtiyaçların giderilmesi gerekir öncelikle. Ve insanın işlediği suça karşılık kendisine verilen cezanın haklılığını kabul etme şartları oluşturulmadıkça veya kişi suçunu kabul etme erkini gösterme olgunluğuna eriştirilmedikçe ve altın kürk olsa da kimsenin giymediği ama toplumun genel anlayışının onaylayabileceği yasalar yapılmadan, verilen cezanın geçerliliği, doğruluğu her zaman tartışma konusu olacaktır.
Cezada asıl olan caydırıcılık ve ıslah edici olmasıdır. Eğer bu sağlanamıyor ve mahkûmların aldıkları ceza kendileri için ıslah edici başkalarına da örnek ve caydırıcı olmuyorsa suç ve ceza arasında bir uyumsuzluğun, dengesizliğin, adaletsizliğin olduğu söz konusudur. İşlenen fiillerin suç olmadığında, aksine bir hak olduğunda ısrar ediliyor ve ağır cezalara rağmen yapılanlardan pişmanlık duyulmuyorsa ilgili kanun maddesinin doğruluğunu savunmak yerine yeniden gözden geçirilmesi ve çelişkilerin giderilmesi gerekir.
Bir ülkede eğer insanlar, yasal haklarını ve cezayı gerektiren fiiller hakkında detaylı bir bilgiye sahip değillerse bu insanları yaptıklarından dolayı sorumlu tutmak yanlış olur. 
İnsanlar, sadece bildiklerinden sorumlu tutulabilirler. İşlediği fiillin ahlaki açıdan kötü olduğunu bilse bile ceza yasasındaki yerini bilmemesinin sorumlusu kendisi olamaz. Çünkü suç işleyenin pişmanlık duyması veya haklılığını ispata çalışması ve kendini savunmak için avukat tutması onun bu konuda cahil, yasaların ise; hem haklı (mağdur, davacı) hem de haksız (sanık, davalı) için yoruma açık olduğunu göstermektedir. 
Yani sonuçta verilen ceza sadece yasaların değil, avukatların yeteneği ve hâkimlerin iradesine kalıyor demektir.
Durum böyle olunca vatandaşın hem kendi hem de karşı tarafın hakkını hukukunu bilmesi için ilkokuldan başlayarak aşamalı bir şekilde hukuk dersinin eğitim müfredatına konması gerekir. Ki kişi işlediği suçun hukuktaki karşılığı hakkında bilgi sahibi olmuş olsun.
Devam edecek

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.