Rahşan affı olarak bilinen "Şartlı Salıverme ve Erteleme Yasası"ndan yararlanmak için yurtdışına kaçmış olanlar geri dönüp aftan yararlandılar. Fakat yurtdışına kaçma imkânı olmadığı için çoğu kişinin zamanı hapishanelerde geçti. Ortaya çıkan bu adaletsizliği gidermek için; yurtdışına kaçmış veya zamanında teslim olmayanlar istisna edilebilirdi. Ayrıca aftan yararlanıp serbest bırakılan bazı kişilerin ıslah olmadıklarını, kimisinin daha önce ceza almış olduğu aynı suçu; kimisinin de başka yeni suçları, serbest bırakılmalarının hemen ertesinde işlediklerine şahit olduk. 
Elbette ki tekrar suç işlemiş olmaları affedilmelerinin bir sonucu değil, ama uslanmadıkları veya kendilerine yeni bir ortamın yaratılmadığının ya da suç işleme nedenlerinin ortadan kaldırılmadığının büyük payı vardır.
Suçluya verilen ceza salt suç işlediği için olmamalıdır. Suçun nedeni araştırılmalıdır. Nedenlerde haklılık payının olması ise cezanın hafifletilmesi, suçlu lehine olsa dahi, yeterli değildir. Suçun işlenmemesi için nedenler ortadan kaldırılmalıdır. 
Örneğin hırsızlık, gasp vb. adi suçların işlenmesinin nedenlerini ortadan kaldırmak, otoritesini kurmuş, kamu kurum ve kuruluşlarını, siyasi sistemini oluşturmuş bir devlet için hiç de zor ve ekonomik açıdan altından kalkılamayacak bir durum değildir eğer istenirse...
Mağdurun rızası olmadan, mahkûmun affedilme uygulaması ise; toplumsal huzursuzluğa sebep olması ve suiistimale açık bir hal alması olasıdır. Bu nedenle birey ve topluma karşı işlenen suçu affetme yetkisi sadece mağdura ait olmalıdır. 
Hükümetler, bazı siyasi ve toplumsal nedenlerden dolayı geçici bir iyileştirme durumu söz konusu olsa dahi, bu af yetkisini kullanma hakkını kendilerinde görmemelidir.
Nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12.11.2016’da yaptığı konuşmada “… şahsa karşı işlenmiş suçun affedicisi o şahsın varisleridir devlet değildir. Bu devlete karşı işlenmiş bir suç değildir, devlete karşı işlenmiş suçları devlet affedebilir o ayrı mesele ama şahsa karşı işlenen suçun tek af yetkisi onun varislerindedir.” Diyordu.
Ayrıca, nasıl ki cezalandırılanın, suçsuzluğunu savunma hakkı varsa; aftan yararlandırılmak istenen kişinin de, isterse; “affı” hak etmediğini veya kabul etmediğini savunma hakkının kendisine verilmesi gerekir. Aftan yararlanmama gibi bir seçeneğin kişiye verilmemesi onu vicdanen cezalandırmaktır. Vicdan azabından dolayı kendilerini cezalandıranlar, kanunlara teslim olanlar veya rahatlamak için birilerine itirafta bulunan insanlara her zaman ve her toplumda rastlamak mümkündür. Bu durumu şairin mısraları, yoruma gerek kalmadan, daha güzel anlatmıştır:
Maziye baktıkça hesap gününden korkuyorum,
Herkesten kaçmak kolay, kendimden kaçamıyorum.
Kanun kitabına gerek yok, suçumu zaten biliyorum,
Sen beraat dedikçe, ben kendimi idam ediyorum!
Ne zor bir deva, davalı da benim davacı da,
Kolay karar çıkmıyor, davalı tanıdık olunca.
Devaya bakan hâkim izinde, kendime idam veriyorum
Cellâta gerek yok, her gün kendi ipimi kendim geriyorum!" 
(Âdem Güneş, Hayret Makamı, S. 49, 67, 109-110)
Daha önce anlattığımız gibi her affın altında yatan gizli mananın kişiye suçlu olduğunu kabul ettirmektir. Ama bir lütuf ve merhamet neticesinde affedilişi ise onun mahkûmiyetini kaldırmaz toplum içinde. 
Çünkü çoğu affedilenin beraat etmesi gerektiği, iş işten geçtikten yıllar sonra anlaşılmış ve iade-i itibar yapılmıştır.
Bütün insanların kabul edebileceği yasalarla yönetilme umuduyla…
Bitti.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.