IŞİD, İslam Devleti(İD) Halifeli’ğini dört yıl önce Rakka’da ilan etti. Rakka’dan bir yıl sonra Musul’u aldı. Eline geçirdiği ağır silahlarla herkes IŞİD’in Bağdat’a doğru ilerleyeceğini sanırken, yönünü Kürdistan’a doğru çevirdi. Çünkü onun akıl hocaları öyle istemişti. IŞİD, Kürtler için yeni bir JİTEM işlevi görüyordu. Rojava’yı bitirecekti. İlk hedefinde de Ezidiler ve Şengal vardı.

Rakka, Büyük Fırat’ın Kuzey Kürdistan’da vurulan kelepçelerinden kurtulduğu bir şehirdir. Dicle’ye doğru koşan Fırat’ın Irak sınırına doğru yol alışıdır. Rakka’nın Rojava’ya katılması, Kürdistan’ın denize kavuşması gibidir. Oradaki Arap halkı da bunu biliyor. Suriye’de Arap-Kürt savaşı bekleyenlerin bu beklentisi kursaklarında kaldı, DSG’leri sevgi gösterileriyle karşılanıyor. SDG geldi diye hiç kimse kaçmıyor. Kucak açıyorlar onlara. IŞİD’den kurtulmanın sevincini yaşıyorlar, Esad diktatörlüğünü de istemiyorlar. Kendi kendilerini yönetmek istiyorlar.

Rakka, 2013’te IŞİD’in eline geçmişti. Ondan öncesinde ÖSO güçlerinin elindeydi. Fiili olarak 6 yıldan bu yana Esad’ın Rakka’da etkinliği kalmamıştır. Rakka, Esadsız yaşamaya alışmış, yalıtılmış, terörize edilmiş IŞİD’den bıkmıştır. IŞİD’in yabancı militanlarının evi haline gelen Rakka’da halk IŞİD’in gidişini dört gözle bekliyor. Hızla kendi yerel örgütlemesini kuruyor. Şu anda, öncülüğünü YPG’nin yaptığı DSG’lerine Arap aşiretlerinden de büyük bir destek vardır. Büyük olasılıkla Ramazan Bayramı IŞİD’siz karşılanacak Rakka’da. İran, Suriye-Irak sınırını kontrol altına alarak Rakka’yı yeniden Esad’ın denetimine vermeye çalışacak ancak Halep ve Lazkiye arasında bir hançer gibi duran İdlib’de bir rolü olmayan Esad’a Rakka’nın teslim edilmesi, Rakka’nın yeniden IŞİD’e tesliminden başka bir sonuç doğurmaz.

ABD’nin Rakka’da DSG Israrı ve Türkiye-NATO İlişkilerinin Geleceği

Türkiye, Rakka Operasyonunun DSG ile yapılmaması için elinden geleni yaptı. Sonuçta, ABD tercihini DSG’den yana kullandı. Türkiye, bunu, “müttefiklikle bağdaşmayan bir hareket” olarak niteledi. Bu tepkisini doğrudan doğruya ABD’ye yöneltmedi. Tepkisini Almanya üzerinden dile getirdi. Almanya’yı sıkıştırarak ABD’yi etkileyebileceğini sandı. Almanya’nın Gülen’e yakın hakim, savcı ve askerlere iltica hakkı tanıması nedeniyle tepkili olan Türkiye, Alman Milletvekillerinin İncirlik Üssünde görevli bulunan askerlere ziyareti engelledi. Bunun en önemli sonucu, Türkiye-NATO ilişkilerinin kötü bir döneme giriyor olması. Bir son dakika müdahalesinin olmaması durumunda Almanya’nın İncirlik’teki güçlerini çekmesi, Rakka Operasyonu öncesi Koalisyon güçlerinin işini zorlaştırabilir. Batı’nın buradaki en önemli korkusu, Türkiye-Rusya ilişkilerinin Batı dengeleri aleyhine gelişme olasılığının doğmuş olmasıdır. Hele hele Türkiye, Rusya’dan S-400 Savunma sistemini satın alırsa NATO, Türkiye’yi kaybetmesi kesinleşiyor gibi. Aslında NATO sistemi, AB ile birlikte mevcut Türkiye sınırlarının korunma garantisini sağlıyor. NATO’suz bir Türkiye’nin sınırlarının korunması Rusya ile kolay değildir. ABD ve NATO’nun Türkiye’den gitmesi halinde, onun yerini alabilecek tek güç Kürtlerdir. Bundan sonraki süreçte Kuzey Kürdistan için mücadele eden partilerin önemi daha fazla kendisini gösterecektir. Bu durumda ABD, “PKK’yi terörist” gören tutumunda resmi olmasa da fiili olarak değişikliğe gidebilir.

Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşıp Rusya ile yakınlaşması Türkiye’yi kurtarmaya yetmiyor. Çünkü, Rusya PKK ve PYD’yi “terörist” olarak görmüyor. Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı çıkmadığı gibi, Suriye’de ağırlığı Kürtlerden oluşacak Kuzey Suriye Federasyonu/Özerkliğine de sıcak bakıyor. Başka bir deyişle, Türkiye’nin NATO’yu bırakıp Rusya’ya yanaşması, Kürtlerin aleyhine bir durumu beraberinde getirmiyor. Erdoğan’ın buradaki kaygısı, kendi ülkesinin kamusal/ulusal çıkarlarından çok, kendi kişisel iktidarının geleceği ile ilgilidir. Türkiye’nin Rusya ile ilişki geliştirmesi Rusya’nın Esad’ı destekleme boyutuna da bir etkisi yoktur. Çünkü, Suriye’de Esad iktidarına karşı Erdoğan’ın ilişkili olduğu Müslüman Kardeşler ve onun türevi örgütlerin Esad’ı devirme potansiyeli bulunuyor.

Rusya’nın Kürtler Üzerindeki Manipülasyonu

Kürtlerin Rusya’nın yürüttüğü çok yönlü siyasete karşı dikkat etmelerinde fayda vardır. Rusya elinde bulundurduğu, istihbarat ve medya gücünü kullanarak, Kürtlerin mücadele azmini olumsuz etkileyebilme gücüne sahiptir. Son olarak, Rusya’nın Rakka’ya doğru yürüyen DSG’nin IŞİD’le anlaştığını söylemiş olması ve yine kendileriyle işbirliği yapmayan Rojava’yı Türkiye’nin Rojava’ya saldıracağı yönünde tehditlerde bulunuşu Rusya’ya karşı Kürtlerin dikkatli olmasının örnekleri olarak görülmelidir. Rusya, Türkiye basını üzerinde çok etkilidir. Gelişmeleri Türk basını üzerinden takip eden Kürt kamuoyunun kafasını kolayca karıştırabiliyor. Fehim Taştekin gibi, Kürtler tarafından dikkatle izlenen bazı yazarlarda bunu görmek mümkündür. Kürtlerin IŞİD hassasiyetini çok iyi bilen Taştekin, yeri geldiğinde Kürtlerin Suriye’de ordulaşmasının da doğru olmadığını söylüyor. ABD ile ilişki geliştirip bir devlet gibi silahlanma imkanı elde eden Kürtlere Esad’la işbirliği yolunu gösteriyor. Burada önemli olan Kürtlerin güvenliğinin sağlanmasıdır. Kürtlerin özgürlüğü güvenliği için ön şarttır. Rusya ve Suriye ile birlikte hareket eden Türkiye’nin Kürtlere özgürlük vermeyecekleri açıktır. Kürtlerin IŞİD’e karşı ABD ile birlikte hareket etmesi, Kürtlerin kullanılması anlamına gelmiyor. Bu konuda da Kürtlerde kafa karışıklığı oluşturuluyor.

Suriye artık eski Suriye değil, Rusya ne yaparsa yapsın Suriye’yi bir arada tutamaz. İster istemez, Suriye’de oluşan fiili durumu tanımak zorundadır. NATO’nun Türkiye sınırlarından Ortadoğu’nun içlerine doğru gidişi Suriye’de Esad ve Rusya’nın etkisini daha fazla frenlerken, tehlike çanları Türkiye ve İran için çalacaktır. Birbirinin mezarını kazan bu iki devletin Kürt karşıtlığı, kendi Kürdünü kendisine düşman etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Irak ve Suriye’nin durumuna düşme ihtimali yüksektir. Özellikle 16 Nisan Referandumu ile Kürt siyasetinin demokratik siyasetin dışına itmesi, bu süreci hızlandıracaktır. Rusya, Türkiye’yi tatmin edebilmek için Esad’sız bir Suriye tasavvur etse ve arzulasa da buna alternatif bulması zordur. Suriye’nin toplumsal ve ekonomik yapısı yok oldu, Esad dar bir bölgeye sıkıştı, kendi ekonomik kaynaklarını kaybetti. Rusya ve İran sayesinde ayakta kalıyor, bunun İran ve Rusya için ekonomik maliyeti yüksektir. Ambargo koşullarında bunun sürdürülebilirliği yoktur. Rusya ve İran da sıkışmış durumdadır. Esad, bu güçlere dayanarak Suriye’de var olduğunu sanıyor.

Ortadoğu’da 2017 yazı sıcak başladı. Musul’da IŞİD’in sonuna doğru yaklaşılırken, Koalisyon güçlerinin desteği ile DSG’nin Rakka’da ilerleyişi sürerken, Katar’ın bir anda sorun haline gelişi ve IŞİD’in İran’ı çiftte saldırı ile sarsması, savaşın alanını iyice genişletecek gibi görünüyor. Ortadoğu’nun birinci gündemi artık Rakka ve Musul değil. Büyük çelişki ve çatışmalar var. Kürtler için kazanımı kadar riskleri de var. DSG’nin IŞİD’i Rakka’dan çıkarması Rojava ve Kürdistan’ın geleceğini belirleyecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.