Yeryüzü, üç ayların manevi ikliminde ramazanı karşılarken, insanlığa dair sarsıcı, iz bırakan acı dolu olayların birer istatistik olarak tarihe not düşüldüğü günleri yaşamaya devam ediyoruz. Bu bağlamda İstanbul’da düzenlenen “Dünya İnsani Zirvesi” bile yürekleri harekete geçirmeye yetmiyor. Hala milyonlara ulaşan, çoğu kadın ve çocuklardan oluşan mustazaaf mültecilerin dramları günlük haberler arasından kayıp giderken, sadece Suriye iç savaşında ölen sivillerin sayısının 270 bin olduğu ve evsiz kalanların sayısının 60 milyona ulaştığı bilgileri çeşitli raporlara kayıt düşülüyor.

Öte yandan iç siyasette çok kısa sürede ve çok hızlı bir şekilde köklü değişimler yaşanıyor. Bir süredir kulislere yansıyan Başbakan-Cumhurbaşkanı arasındaki çatışma gün yüzüne çıktı. Başbakan ivdilikle aldığı istifa kararını uyguladı ve ardından Ak Parti 2. Olağanüstü kurultaya gitti. Duygusal bir havada geçen genel kurulda bir yol kazasına mahal verilmeden tek aday olarak gösterilen Binali Yıldırım, partinin yeni genel başkanı olarak 65. Hükümeti kurdu ve kabinesini çok hızılı bir şekilde cumhurbaşkanının onayına sunarak meclis gündemine getirdi. Ak Parti, Binali Yıldırım’la yeni anayasa ve başkanlık sistemi gibi statükoyu temelden değiştirecek yeni süreci başlattı. Eş zamanlı olarak MHP’de yaşanan kriz ve belirsizlik, yüksek mahkemenin kararı ile kurultaya gitme sürecine girdi. 10 Temmuz olarak belirlenen olağanüstü genel kurulda muhalifler ile Devlet Bahçeli kozlarını paylaşacak. Kuşkusuz sonuçların iç siyasete önemli yansımaları olacak.

Ayrıca Ahmet Davutoğlu’nun direnmesine rağmen Meclisten geçen dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili kararın resmiyet kazanması sonrası yapacağı etkiler daha şimdiden endişe verici boyutlara ulaştı. Özellikle seçilmiş vekillerin 90’lı yıllarda hala hafızalarda iz bırakmış tutuklanma sahneleri yeniden gündemr getirilirken bu arada Özellikle HDP’den sert, protest açıklamalar geldi. Çeşitli yerlerde alınan karar sokak gösterileri ile protesto edildi. Dokunulmazlıkların mecliste oylanması ve çıkan sonuçlar, ayrıca CHP içinde de çeşitli rahatsızlıklara yol açtı. Partinin dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik ortak destek kararında firelerin verilmesi bu rahtsızlığın nedeniydi. Ayrıca CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kanlı” açıklamaları siyasi gerilimi artıran yeni tartışmalara neden oldu.

Ak partide yaşanan deprem, şimdilik büyük bir hasar almadan atlatılmış görünüyor. Yüzde 49,5 gibi yüksek bir oyla seçilmiş başbakan Davutoğlu’nun, daha yılını bile doldurmadan istifa etmesi alşılagelmiş bir durum değil. İstifa kararının temel nedeni olarak Cumhurbaşkanı ile aralarındaki görüş ayrılıkları ve ‘seçilmiş Cumhurbaşkanı’ ile yaşadığı çift başlılık problemi olduğu görülüyor. 

İstifaya kadar yaşanan sürecin siyasi etik bakımından çok sağlıklı gelişmediği süreci yakından takip edenler tarafından ifade ediliyor. Özellikle ‘palikan dosyaları’ olarak sosyal medyada Davutoğlu’na karşı başlatılan yıpratma çabaları ve parti içine yönelik ilçe başkanlarını bile atama yetkisinin elinden alınması gibi olaylar bardağı taşıran son damlalar oldu.

 Bu süreçte Ahmet Davutoğlu direnç gösterip mücadele etme yolunu seçmedi. Kongrede yaptığı son konuşmada, kendisinin istemeden almak zorunda kaldığı bu kararın gerekçesi olarak davasını selameti ve partinin zarar görmemesini belirtti. Yine konuşmasındaki önemli vurgulardan bir de bu durumun bir veda olmadığının altını çizmesi oldu.

İstifa sürecinin topluma ve meclise bakan yüzünde ise, seçilmiş bir başbakanın bir kişisel karar olarak istifa edip çekilmesinin, meclis ve kendisini seçen, temsil ettiği toplumsal kesimler açısından daha farklı bir yöntem kullanılmasının, yol izlenmesinin daha sağlıklı olacağını belirtmek gerekiyor. Örneğin istifa gerekçeleri ve sürecini meclis iradesi ve çatısı altında yürütülmesi siyasi demokratik kültür ve teamüller bakımından daha isabetli olabilirdi.

Şurası çok açık ki; mevcut sistem artık ‘seçilmiş Cumhurbaşkanı’ ile parlamenter sistemin bir arada artık yürüyemeyeceğini gösteriyor. Sistemi tıkayan bu çift başlılığın aşılması için cumhurbaşkanı ve Ak parti başkanlık sistemine geçişin artık bir zorunluluk olduğunu belirtiyor. Bu ise yeni anayasa ile ancak düzenlenebilir. Mevcut yapı ile yeni anayasa sürecini uzaması veya sürecin tıkanması riskine karşı ise Ak aprti gündeminde ‘partili Cumhurbaşkanı’ var. Bunun için mevcut anayasada 104.madde gibi bazı maddelerin kaldırılması veya değiştirilmesi gerekiyor. Yapılan onlarca değişiklikle kırk yamalı bohçaya dönen 82 anayasasında öngörülen bu değişim ile sistemin yeni anayasa oluşturuluncaya kadar, muhtemel kriz ve çatışmalardan korunması öngörülüyor.

Kuruluşundan günümüze siyasi kurbanları her geçen gün artan Ak partide 2023 vizyonu yeni anayasa üzerinden başkanlık sistemine kilitlenmiş durumda. Partinin kurucusu ve karizmatik lideri Cumhurbaşkanı  R.Tayyip Erdoğan’ın belirlemiş olduğu başkanlık sisteminin, içerik olarak, düzenleme ve yapısal olarak nasıl bir şey olduğunun belirsizliği hala orta yerde duruyor. Kafalar bu konuda hala net değil. Toplumsal olarak başkanlık sistemi sağlıklı bir tartışma ve istişare sürecinden de geçiş değil. Tüm bu belirsizliklerle bu aşamada sağlıklı bir yol alınması pek mümkün görülmüyor.

Güvenlik operasyonlarının yapıldığı ve çatışmaların sürdüğü bir ortamda dokunulmazlıkların kaldırılması sürecin endişe verici yeni bir döneme girmesini beraberinde getirdi. İlkesel olarak seçilmiş siyasilerin düşünsel özgürlüklerini güvence altına alınması için öngörülen dokunulmazlık sitemi bir çok ülkede uygulanmaktadır. Bununla beraber seçilmişlerin suç işlediklerinde yargılanmaları içinde dokunulmazlıkla beraber çeşitli düzenlemeler getirilmiştir. Suça bulaşmış bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasının yöntemi bellidir. Mecliste belli bir oyla suç işlemiş bir milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılabilir ve yargılanmasının önü açılabilir.

Peki öyleyse neden topluca dokunulmazlığın kaldırılması yolu seçildi. Üstelik hukukçulara göre bu yöntem sistemin işleyişinde birçok sakıncayı beraberinde getirmesi kaçınılmazken? Gösterilen gerekçe tek tek vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının oldukça uzun bir zaman yayılmasının süreci zayıflatması ve sonuç alınmasını güçleştireceği olarak ortaya konuldu.

148 vekili geçmişte işlediği suçlarla ilgili süreci kapsayan dokunulmazlıklarının kaldırılması ile ilgili bu düzenlemenin ana hedefi özellikle HDP’li vekiller olduğu söylenebilir. Bu bağlamda da belirgin iki HDP’li vekilin yaptıkları ve söyledikleri var. Özellikle aracında PKK için silah taşıyan Faysal Sarıyıldız için HDP yönetimi bile yapılanın arkasında durmuyor. Kalan diğer vekiller için ise isnat edilen suçların bir çoğu düşünce ve siyaset yapma özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek konulardan oluşuyor. Durum böyleyken dokunulmazlıkların topluca kaldırılması gibi ülke tarihine kara bir leke olarak geçecek düzenlemeye neden gidildi? Nitekim şimdiden bir çok Avrupa ülkesi ve kuruluş yapılan düzenlemeleri temel hak ve özgürlüklerin alanının daraltılması ve geriletilmesi olarak gördüğünü beyan etti. Bu tepkileri dikkate almamak veya milliyetçi bir refleksle karşı suçlamalar geliştirmek başını kuma gömmek pozisyonuna düşmekten öte bir anlam taşımaz.

Öte yandan dokunulmazlıkların kaldırılması sonrası uygulamaların nasıl olacağına dair endişeler şimdiden bir çok kesimin gündeminde. Özellikle yakın tarihimizde yaşanmış Orhan Doğan vakası gibi manzaraların oluşma ihtimali bile kaygılanmamız için yetiyor. Bu konuda HDP yönetiminin ayaklarımızla mahkemelere gitmeyeceğiz. Bizi ancak kolluk kuvvetleri ile zorla götürebilirler şeklindeki açıklamaları yaşanacak olumsuzlukların habercisi gibi.

Dokunulmazlıklar sonrası açılacak davaların ve alınacak kararların, güvenlik operasyonlarının devam ettiği, çatışmaları sürdüğü ortamda sağlıklı olması çok zor görünüyor. Bu dava sonuçlarının uluslar arası mahkemelerde Türkiye aleyhine itirazlar ve yüklü tazminatlarla karşılaşma ihtimali yüksek. Ayrıca olası bu olumsuz sonuçlar insan hakları karnemizi de zayıflatacaktır.

Dokunulmazlıkların kaldırılması sonrası özellikle HDP’nin siyaset yapma şartları daralacaktır. Bu durum Kürd sorununda sivil siyaset kanallarının tıkanmasını beraberinde getirir. Sivil siyasetin devre dışı kalmasının doğuracağı olumsuzlukların acı deneyimlerini ise geçmişte yaşadıklarımıza bakarak hatırlayabiliriz.

Ramazan ayının rahmet dolu ikliminde toplumsal barış, kardeşlik, dayanışma, birlik ve beraberliğin inşası ve yaşamsallaştırılabilmesi duası ile.. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.