2014’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Selahattin Demirtaş’ın aday oluşu ve yüzde 10’a yakın oy alması, Türk siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu seçimde elde edilen başarı, Kürt siyasetinin yüzde 10 seçim barajını kolayca aşabileceğini gösterdi. Bu da AKP, CHP ve MHP’den oluşan iktidar/muhalefet bloğunun eskisi gibi ülkeyi yönetemeyeceği anlamına geliyordu. HDP gerçeği ortaya çıkmıştı. Yeniden şekillenecek iktidar yapılanmasında HDP gecikmiş de olsa payını alacaktı. Bunu AKP ve Erdoğan bildiği için HDP’nin parti olarak seçime girmemesi için her şey yapıldı. Çözüm süreci, Dolmabahçe protokolü bir anda çöpe atıldı. HDP’ye yönelik katliam provaları yapıldı. Buna rağmen, HDP’nin önü kesilmedi. HDP, yüzde 13,5 oyla 80 milletvekili kazanarak iktidarın kilidini elinde tuttuğunu gösterdi.

Ancak, Türk siyasal sistemi, yönetememe pahasına HDP’nin bu başarısını karşılıklı rıza çerçevesinde engelleme yolunu seçti. MHP’nin seçim akşamı “yeniden sandık” demesi, CHP’nin ise oyalamaya alet oluşu, seçimlerin yenilenmesinin yolunu açtı. Sonuçta yenilenen seçimlerde AKP yeniden çoğunluğu sağladı. Fakat yönetememe krizinin giderilmesi bir yandan daha da derinleşti. Devlet, askeriyeyi de devreye sokarak Kürdistan’ın en yurtsever şehirlerinden intikam alma yoluna gitti. Hendek propagandasıyla şehirleri adeta haritadan sildi. Başbakan Davutoğlu görevden alındı. 15 Temmuz darbe girişimi/karşı darbe oldu. Böylece yönetememe krizinin olağanüstü halle giderilebileceği düşünüldü ise de, olağanüstü halin ilan edilmesi nedenlerinin dışına çıkılarak, başta Kürt muhalefeti olmak üzere hangi muhalif güç olursa olsun susturulması yoluna gidildi. Bunu yapmasının amacı, Anayasa değişikliği yoluyla “Türk Tipi Başkanlık Sistemini” getirmekti. Erdoğan, bu şekilde istikrarı yakalayabileceğini düşünse de Türk sisteminin bu haliyle “istikrarı yakalaması” mümkün değildir. Eğer, istikrar yakalanmış olsaydı, Davutoğlu’nun görevinden alınmasına gerek duyulmazdı. Bu yönüyle 16 Nisan’da “Evet” çıksa da istikrar gelmeyecektir. Eğer istikrar gelmiş olsaydı. 20 Temmuz’da olağanüstü hal ilan ederek “fiilen başkan” olan Erdoğan yönetememe krizini aşması gerekirdi. Görüleceği gibi, fiili başkanlık da yönetememe krizinin üstünden gelemedi. Fiili başkanlık, Evet’le hukuki bir şekil kazansa da bir değişiklik olmayacaktır. Tüm yasaklara rağmen, Türkiye toplumunun çoğunluğu bunu görmüştür. Bu nedenle, 16 Nisan’a doğru gittikçe “Hayır”ın yükselişi devam ediyor. CHP’lisi, MHP’lisi, HDP’lisi, Saadet’lisi, aynı yöne bakmaktan rahatsızlık duymadan “Hayır”ın sesini yükseltiyor. Erdoğan ve AKP’nin “Hayır” diyenleri “Darbeci-terörist” ilan eden propagandası tutmadı.

“Hayır”da bir araya gelseler de HDP dışındaki “Hayırcıların” HDP ve Kürt siyasetine bakış açısında bir değişiklik de görülmüyor. Bu da, 16 Nisan’da “Hayır” çıkması durumunda, yeni bir 7 Haziran Darbesi sürecinin devreye girmesi endişesini kuvvetlendiriyor. İşte yönetememe krizinin asıl sebebi de budur. Çünkü, Türkiye siyasal sistemi nasıl Siyasal İslam’ı içine sindirip önce iktidar ortağı, sonrasında iktidar olmasını içine sindirdiyse, HDP ve Kürt siyasetinin iktidar ortağı olmasını içine sindirmesinin zamanı gelmiştir. Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yapısı bunu dayatmakta, Ortadoğu’da siyasal/askeri bir güç haline geldiği gerçeği de dikkate alındığında yönetememe krizinin “Kürtsüz” aşılamayacağının bilinmesi gerekiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.