Adlandırması ne olursa olsun şu anda küresel bir dünya savaşı yaşanıyor. Küresel Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi 11 Eylül 2001’dir. Bu tarihten on yıl öncesine bakıldığında, elli yıla yakın bir süre devam eden Soğuk Savaş vardı. Ondan önceki 40-50 yıllık periyot içinde iki Dünya Savaşı yaşandı. Her sonra gelen savaşın süresi, bir önceki savaştan daha uzun oldu. 50 yıl süren Soğuk Savaş’tan sonraki Küresel Savaş şimdiden 20 yılını devirmiş durumda. Öyle anlaşılıyor ki, yüzyıla yayılacak. Savaşlar gündemden düşmeyecek. Çünkü kapitalizmin küreselliği yaygınlaştıkça savaş olmaya devam edecektir. Daha şiddetli ve daha uzun olacaktır. Yaşanan bu küresel savaşa Cihadistlerle savaş, Radikal İslam’la savaş, El Kaide, IŞİD’le savaş denilse de bu sadece savaşın görünen yüzü ve gerekçesi oluyor. Asıl neden, küresel kapitalizmin karakterinden ileri gelen yayılmacılık ve bu yayılmacılık karşısında Batı ve Batı-dışı toplumlardaki ideolojik ve örgütsel yetmezliktir. Daha doğrusu, kapitalizm karşısında toplumun savunmasız kalışıdır.

****

 

Oysa küresel kapitalizm ideolojik ve zorlayıcı yapılara sahiptir. Ekonomik, kültürel, siyasi ve askeri bakımdan örgütlüdür. Tersi giden bir durum karşısında ekonomik anlamda ambargo, askeri anlamda askeri müdahale olanaklarına sahiptir.
1989’da Berlin Duvarı yıkıldı, 1991’de Sovyetler Birliği dağılmakla kalmadı, sosyalizm de dağıldı. Rusya ve Çin Küresel kapitalizmin yeni kanatları haline geldiler. Bir süre, “tek kutuplu” dünya söylemi ile işler yürütüldü. Tek kutupluluğun ömrü on yıl sürebildi. El Kaide çıktı. 11 Eylül saldırıları oldu. ABD, Afganistan ve Irak’ı işgal etti. 1990’lı yıllarda ekonomik sıkıntılar yaşayan Rusya, 2000’li yıllarla birlikte, Çarlık Rusya’sı ve Sovyetler Birliği’nin mirası üzerinde yeniden tarih sahnesinde yerini aldı.

****
Küresel kapitalzimin “Dağılan Sovyetler Birliğinden onlarca bağımsız devlet ortaya çıkarken, Sovyetler Birliği döneminde kurulan NATO varlığını sürdürdü. Sovyetler Birliği’nin ana unsuru Rusya, Rusya Federasyonu adını alarak Çarlıktan Sosyalizme devam edegelen devletin mirasçısı olarak tarihte yerini aldı. 1990’lı yıllarda ekonomik sıkıntılar yaşayan Rusya, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki büyük artışın etkisiyle yeniden ekonomik bir güç haline geldi. Kızılordu’nun temel dinamiğine dokunmayan Rusya, askeri ve siyasi anlamda da gücünü artırdı.

****
Rusya’nın, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi küresel bir güç haline gelmesi ve 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ABD ve Batı için NATO’nun ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. NATO bir yandan Sovyetler Birliği’nden ayrılan Doğu Avrupa Devletleri’ni içine alacak şekilde genişlerken, kendisini bir yandan da yeniden yapılandırdı. Bu yapılandırmanın maliyeti büyük oranda ABD’nin üzerinde kaldı.

****
Rusya, Gürcistan ve Ukrayna’dan toprak ilhak ederek NATO için ciddi bir tehdit haline geldikçe, ABD-Rusya çelişkisi daha fazla kendisini gösterdi. Amacı Sovyetler Birliği’ni durdurmak olan NATO, yeniden yapılandırıldı. Yeniden yapılandırılan NATO’nun öncelikli alanı Doğu Avrupa ve Karadeniz’le birlikte Ortadoğu ve Akdeniz’dir. Amaç Rusya’yı sınırlamaktı. Rusya’nın NATO için tehlikeli olmadığı dönemde NATO’nun uç kanadı görevini gören Türkiye ve Yunanistan’ın stratejik önemi azalmış gibi görünüyordu. Rusya’nın Karadeniz’den sonra Akdeniz’de de etkili olmaya başlamasıyla Türkiye’nin NATO için önemi yeniden ortaya çıktı. Erdoğan’ın ABD ve Batı ile sorun yaşaması bu gerçeği değiştirmedi. Türkiye, ‘NATO’dan ayrılıyor mu?’ tartışmaları yapıldı. Suriye politikasında yanlışa saplayan Türkiye, zaman zaman Rusya’ya yanaşarak bu yanlışını örtbas etmeye çalıştı.

****
Erdoğan Türkiyesi’nin “Müslüman Kardeşler” görünümlü “Truva atı” olmasının bir gereği olarak Esad karşıtlığını bilen ABD, Türkiye’nin bu zayıf noktasından hareket ederek, memnun edecek Suriye saldırısını gerçekleştirdi. İdlib’de kmyasal saldırı olup olmadığı tespit edilmeden ABD tarafından yapılan saldırı en yüksek sesle Türkiye tarafından alkışlandı. Benzer alkışlama diğer Batı ülkeleri tarafından geldi. Bu bir anlamda uzun süreden beri, Rusya ile flört eden Türkiye’nin yeniden NATO’yla nikah tazelemesi anlamına geliyor. Aslında bunda garipsenecek bir durum yoktur. Şimdiye kadar “radikal söylem” takınarak, Ortadoğu ve İslam dünyasındaki parçalılığın artmasına katkı sunmak, “Truva atı” rolü oynamanın gereklerinden biridir.

****
Küskün NATO’cunun Baba evine Dönüşü

****
15 Temmuz darbe girişiminden ABD ve Batılı devletleri sorumlu tutmaktan çekinmeyen Türkiye’nin mecburiyetten yeniden NATO’daki tetikçiliğine dönmüş olması, ’15 Temmuz’da Ergenekoncu-Avrasyacılarla AKP’nin oluşturduğu birlikteliğin de sonu mu geldi?’ sorusunu soruduruyor. Çünkü Avrasyacıların amacı Erdoğan’ı Esad ile barıştırıp Rojava’yı bu şekilde boğmaktı. ABD’nin Suriye saldırısını alkışlamak demek, Erdoğan’ın Atlantikçi kanatla yeniden birliktelik kurmasını zorunlu kılıyor. Atlantikçilerin içinde FETÖ olarak nitelenenlerin olduğu dikkate alındığında önümüzdeki süreçte FETÖ konusunda yeni gelişmeler olursa şaşırmamak gerekiyor. 16 Nisan referandumunda çıkacak Evet bunu hızlandıracaktır. Erdoğan, yüzde 51’lik çoğunluğun kendisini iktidarda tutacağına inanmıyor. Uluslar arası iktidar vesayet organları ve Türkiye’deki ordunun NATO’ya uygun yapılanışındaki dengeleri gözetmeden iktidarını sürdüreceğine inanmıyor. 15 Temmuz’da Erdoğan bu dengeyi ordu içinde yer alan, ancak belirleyici özgül ağırlığı olmayan NATO karşıtı ve milliyetçi askeri bürokrasiyi yanında tutarak bunu aşmayı başardıysa da, bunun stratejik bir dönüşümden çok bir taktik olduğu ortaya çıktı. Erdoğan, bunun üzerinden Rusya’ya göz kırptıysa da, bu göz kırpmanın ABD ve Batı ile yeniden ilişkileri rayına sokmanın manevraları olduğu açıktı. Erdoğan 16 Nisan’a doğru giderken, milliyetçilerin ana organı MHP’yi yanına almayı başardı, ancak Avrasyacı ulusal kanadı yanına almayı başaramadı. Bunun bu şekilde devam etmesi, ileriki dönemde Erdoğan’ın iktidar dengelerine olumsuz yansıma olasılığının bir darbe şeklinde ortaya çıkmaması bakımından 15 Temmuz’dan sonra FETÖ adı altında da olsa, ordudan tasfiye edilen NATO’cu çekirdek kadrolarla ilişkiler geliştirilebilir.

****
NATO’nun Geleceği

****
NATO, Soğuk Savaş’ın başladığı 1950’li yıllarda kuruldu. Zayıflayan İngiltere’nin yerini ABD aldı. Batı, kendi egemenliğini yitirmeden egemenlik alanını Atlantik’in ötesine taşıdı. Sovyetler Birliği’nin Çarlık Rusyasının sınırlarını aşarak dünyanın her yerinde etkili olmaya başlaması karşısında batının merkezi bir askeri güç ihtiyacı NATO’nun kuruluşu ile gerçekleştirdi. NATO’yu salt anti-Sovyetik bir mekanizma görmek yanlıştır. ABD NATO’yu kurarak Avrupa’nın kendi içindeki parçalı duruşa da müdahale etmiştir. İngiltere ve Fransa’yı yanına alarak bir daha İngiltere-Fransa/Almanya çatışmasının koşullarına son vermiştir. Eğer NATO, salt Sovyet karşıtlığından oluşan bir örgüt olsaydı, 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte sona ermesi gerekecekti. Tam tersi oldu. Sovyetlerden arda kalan Orta ve Doğu Avrupa devletleri de NATO’ya katıldı. Sovyet Bloğu içinde yer alan Polonya adeta NATO’nun yeni başkenti haline geldi. Rusya’nın dahi NATO’ya katılması tartışıldı. Bütün bu hususlar, Sovyetlere karşı savunma örgütü olarak lanse edilenlerin gerçekliğini sorgulamaya yetiyor.

****
NATO ve Türkiye

****
Kuşkusuz Soğuk Savaş döneminde Doğu Avrupa’da sıkışan Sovyetler Birliği için nefes borusu Akdeniz’e açılmaktı. Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılımı sağlanarak, Sovyetler Birliği önüne büyük bir set çekildi. Bu seti oluşturan ülkelerden Türkiye’nin konumu Yunanistan’dan farklıdır. Türkiye, geçmişte Batı karşısında gerçek bir aktör rolü oynayan, Doğu-Batı çatışmasında yer alan Osmanlı İmparatorluğunun yaşadığı topraklarda yer alıyordu. Nüfusunun büyük çoğunluğu da Müslüman olduğu dikkate alındığında Türkiye’nin rolünün Batı yanlısı ideolojik boyutu olduğunu da görmek lazımdır. Batı, Türkiye’yi bu yönüyle İslam Dünyasının Sovyetler Birliği ve Sosyalizmle ilişki kurmasını engellemek istemiştir. Kurtuluş Savaşı ve emperyalizmle mücadele sloganlarıyla süslendirilen Türkiye’nin konumu “Truva atı” konumudur. Türkiye’nin bu konumu 1960 Askeri darbesi, 1971 Muhtırası, 12 Eylül Askeri darbesi, 28 Şubat 1997 dahil olmak üzere AKP hükümeti döneminde de değişmemiştir. Hatta, Yugoslavya’nın parçalanarak, Bulgaristan ise başka bir şekilde ABD’nin denetimine geçmesinde rol oynamıştır. İsrail’in tanınması ve finans kapitalin en büyük kaynağı olan Körfez sermayesinin Kapitalist dönüşümde yerini alışında Türkiye’nin işlevi de gözden uzak tutulmamalıdır. 1980’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgali ardından, sonradan El Kaide haline gelecek radikal İslam’ın temellerinin atılmasındaki rolünü de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bütün bu hususlar, 15 Temmuz’da Türkiye ile NATO arasında bazı çelişkiler yaşansa da, Türkiye-NATO ilişkilerinin sona ermesi, Türkiye’nin Rusya-Çin ekseninde Avrasyacılığa doğru gideceği yönündeki saptamaların bir geçerliliği yoktur.

****
NATO, Atlantik’in iki yakasını kapsıyor. Sorumluluk alanı ABD’den Türkiye’ye kadar genişliyor. Irak ve Afganistan’a müdahalede doğrudan rol oynadı. Küresel bir Jandarma haline geldi.

****
NATO, Rusya, İran ve Suriye

****
Küresel kapitalizmin 2008’de başlayan krizi, NATO’nun genişlemesi ve reorganizasyonu sürecini de etkiledi. Küresel ekonomiye tam olarak eklenmemiş olan Rusya, Putin’le birlikte siyasi birliğini oluşturarak küresel kapitalizmin krizini fırsata çevirdi. Gürcistan ve Ukrayna’ya daha fazla müdahalede bulunarak, NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesini engelledi. Sonrasında bu iki ülkeden toprak ilhakı yaptı. Putin, Rusya’da otoriterliğini artırdı. Rusya’ya benzer bir süreç Türkiye’de de yaşandı. 2008 yılında başlayan küresel krizin Türkiye’ye etkisinin sınırlı oluşu, AKP ve Erdoğan’a büyük bir özgüven getirdi. Erdoğan, 2011’den sonra Putinleşme havalarına girerek, AKP’yi iktidarda tutan unsurların bir kısmı ile gerilim yaşamaya başladı. Bu dönemde, Kürt muhalefetiyle görüşme kanalları açarak, manevra alanını rahatlattı.

****
ABD’nin Suriye’nin kimyasal silah kullandığı iddiası ile Suriye’nin askeri üssünü vurması, büyük bir şaşkınlık yarattı. Bilindiği gibi, şimdiye kadar Cihadist gruplara karşı yerel toplumsal güç olarak Kürtler, Şiiler ve diğer küçük gruplar ön plana çıktı. Sünni toplum ve devletlerde Radikal İslamcılara gerçek anlamda bir mücadele görülmedi. ABD liderliğindeki “IŞİD Karşıtı Koalisyon”un Musul ve Rakka’da gerçekleştirdiği IŞİD karşıtı hareket de bu iki ana unsur üzerinden yürütülüyor. Türkiye gibi ülkeler, bu operasyonlarda yer almak için olmadık şartlar ileri sürüyorlar, deyim yerindeyse ipe un seriyorlar. Musul ve Rakka’da Türkiye gibi devletlere yer vermeyen ABD ve koalisyon güçlerinin IŞİD ve El Kaide’ye karşı mücadelenin temel dinamiklerinden biri olan Suriye’yi vurması işi içinden çıkılmaz bir noktaya getirmiştir. Musul’da, Koalisyon güçlerinin uçakları 300’ün üzerinde sivilin ölümüne sebep oldular. Bunu, “IŞİD Sivilleri kalkan yapıyor.” argümanı ile örtmeye çalışırken, topu topu 800 bin kişinin yaşamaya çalıştığı Musul’dan üç yüz bine yakın Musul’lu yaşadığı yerleri terk etmek zorunluluğuyla karşı karşıya kaldı. Büyük bir insani yıkım burada yaşanıyor.
Bu da radikalizmin yükselişinden başka bir işe yaramıyor. Irak’ı kanayan bir yara halinde bırakan Bush’un askeri konseyinin elemanları şimdi Savunma bakanı (Mattis) ve Dış İşleri bakanı olarak görevdeler. Ne korkunç değil mi?
Mattis, 2004 yılında Felluce’ye yönelik ABD saldırısının komutanıydı. O günden bu güne kadar Felluce IŞİD’in merkezi bir yeri olma konumunu sürdürüyor.

****
NATO’nun Finans Kapitali Körfez ve Arap(Sünni) Birliği-NATO Dansı

****
Batı’nın masa başı oyunları bitmiyor. Bu oyunların sonucu hep istikrarsızlık oluyor. Bu oyunların finansmanını da Körfez sermayesi sağlıyor. Onca “diktatörler” devrilirken, Körfez Kralları iktidarlarını sağlamlaştırıyorlar. Kendi dar çevrelerini zenginleştirirken, toplumlarını da üretimden koparıp, maaşlı köle konumuna sokarken, başkaldırı potansiyeli olan yoksul yığınları ise ılımlı muhalif adı altına silahlandırıp ölüme/öldürmeye gönderiyorlar. Bundan halkların bir kazancı yoktur. Türkiye, burada Pakistan benzeri aracı rol oynayarak kendi varlığını sürdürme peşinde.

****
Araplardan oluşan ancak Şii Arapları dışlayan Arap Birliği adında bir birlik var. Bu birliğin başını hep Mısır çeker. Bu birlik aynı zamanda, Sünni bir ittifak anlamına gelir. Ancak en büyük destekçileri ABD ve İsrail’dir. Türkiye Arap olmadığı halde, Arap Birliğinin sünniliğinden dolayı ilgisini eksik etmez. Nisan ayının başında, Trump, övgü dolu sözler eşliğinde Mısır Devlet Başkanı Sisi’yi Beyaz Saray’da ağırladı. Sisi’nin Beyaz Saray’da ağırlanması Erdoğan’a da bir mesajdı. Her zaman Sisi’ye karşı bir görüntü veren Erdoğan, buna tepki vermek yerine Arap Birliğine kulak kabarttı. Sisi’nin Beyaz Saray’da ağırlanışından sonra, Arap Birliği toplantısında ABD’nin örgütlemekte olduğu yeni “Sünni İttifak” yolunda önemli adımlar atıldı. Toplantıda konuşan Mısır Devlet Başkanı Sisi, “İran’ın bölgede gelişen nüfuzuna karşı şiddetle karşı koymak lazım” diyerek, “Sünni İttifakı”na yeşil ışık yakmış oldu.

****
ABD’nin Suriye’ye doğrudan saldırısı, NATO’nun sınırlarının Akdeniz’den Körfez’e kadar genişlediğini gösteriyor. Genişlemiş NATO’nun ilk sembolik saldırısı da Akdeniz’de Suriye’ye yapılarak, Suriye’nin arkasında duran Rusya ve İran’a mesaj verilmiş oldu. Suriye, zorlu ve uzun bir savaş alanı olmaya devam edecektir.

****
Rusya, Sovyet döneminin Rusya’sı olmaktan uzaktır. Rusya’nın durumu 1917 Ekim Devrimi öncesi Çarlık Rusyasını andırmaktadır. Kendi içinde demokratik bir yapıya sahip değildir. Küresel kapitalizm koşullarında, emperyalist yöntemlerle hegemonya kurmak çabasındadır. Rusya’nın bu özellikleri, Rusya ile ittifaklara giren rejimlerin de anti demokratik ve otoriter olmasına katkı sağlıyor. Bu nedenle, Rusya, küresel kapitalizm karşısında bir rol oynamaktan uzaktır. ABD’nin küresel hegemonyasından çıkma yeteneğinde değildir. Bu da küresel kapitalizmin önünü açıyor. Çıkan sonuç daha fazla, silahlanma, kan ve gözyaşı oluyor. İslam, Sünni ve Şii karşıtlığında fanatizme doğru kayarken çözümden uzaklaşan bölge toplumları, sürekli diken üstünde bulunmaya devam edecekler.

****

AV. FEYZİ ÇELİK 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.