Ben 1951 de Siverek’te doğdum, dolayısıyla doğup büyüdüğüm yer olan Siverek’te yaşamım, hep Siverek ve Siverek’te yaşayan insanlarla olmuştur. İrademle, veya iradem dışı, yazıya dökmeden, hep kendi zihnimde ve ruhumda, insanları inceledim, insan davranışlarını izledim, toplumun sosyal yaşayışını, kültürünü, tarihini, maneviyatını psikolojisini ve daha akla gelmeyen birçok yönlerini inceledim. Buda, farkında olmadan belleğimde bir birikime neden  olmuştur. 
Son yıllarda, içinde yaşamış olduğum Siverek toplumu ile ilgili yaptığım araştırma ve çalışmalar, daha önce bende oluşan birikimler sayesinde sanki doğduğum günden beri araştırma ve çalışmalar yapmış gibi bilgi birikiminin zihnimde olduğunu fark ettim.  
Benimde  içinde yaşamış olduğum bir toplum  olsa bile, iyisiyle kötüsüyle tarafsız (objektif) bir bakışla Siverek’in gerçek yüzünü ortaya koymaya çalışacağım. Siverek’in gerçek yüzünü öğrenmemiz için biraz geçmişe göz atmamız lazım. 
Siverek, Coğrafik konumu itibariyle, tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin savaş ve askeri güçlerinin üsleri ve güzergahları olmuştur. 
Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki Mezopotamya denilen bölge,bildiğimiz gibi ilk insan olan babamız Hz.Adem’den beri tüm uygarlıkların ana merkezi olmuştur. Bu merkezin önemli yerlerinden Diyarbakır, Harran,Ruha, Adıyaman üçgeninin tam ortasında bulunan  önemli medeniyet  merkezlerinden Karacadağ’ın eteklerinde kurulan Siverek, tarih boyunca bu üç önemli merkeze sahip olmak isteyen uygarlıkların  savaşlarında üs (askeri merkez) görevini yapmıştır. Uygarlık savaşlarının tarihle aynı yaşıtta olması nedeniyle,Siverek’te aynı tarihe ve savaşlara sahne olmuştur. Bu nedenle Siverek çevresi itibariyle diğer yerleşim merkezlerine göre, daha fazla iç ve dış göçlerini yaşamıştır. Bu iç ve dış güçler, beraberinde tarihi, Kültürü, sosyal ve dini yaşamı da etkilemiş ve değişime uğratmıştır. Siverek’in  köklü bir kültürünü, kayıtlara geçmiş ciddi bir tarihini, uzun geçmişe sahip bir sosyal yaşamını kayıtlarda bulmak mümkün değildir. En son ve en uzun   Siverek tarihi ise 1560 lı yıllarda Osmanlıların egemenliği altına girdikten sonra oluşmuştur. Osmanlıların eline geçtiğinde ise yine Siverek’te çeşitli milletler bulunmaktaydı. Osmanlı yönetimi hiçbir dine milletin yaşamına karışmadığı için, o dönemde Siverek’te bulunan Yahudiler,Hristiyanlar Müslümanlar  ile ve millet olarak Ermeni,Bizans, Fars, Kürt, Arap milletleri bulunmaktaydı.
Bu çeşitli milletlere mensup insanlar,  Osmanlı kanunlarına uydukları için, kendilerine birer Osmanlı milleti gibi muamele gösteriliyordu. İşte tarih boyunca çeşitli dinlere sahip çeşitli milletlerin, bazen yalnız bir millet, bazen de çeşitli  milletlerin beraber yaşamlarına sahne olan Siverek, Günümüze kadar aynı şekilde bir sosyal yaşam ve kültür mozaiği ile iç içedir. Bu nedenle günümüze kadar Siverek toplumunda uzun süreli ne sağlam bir dini yaşam, nede köklü bir kültür yaşamına rastlanmaktadır. Buda, yukarıda da belirttiğim gibi, Siverek’in devamlı iç ve dış göçlere sahne olmasından kaynaklanmaktadır. Bu göçlerden en sonuncusunu da ben 1970- 90 yılları  arasında yaşadım.
Dünyanın çok önemli bir bölgesinde yerini alan Türkiye’nin üzerinde, insanlık düşmanı milletlerin gizli emelleri bulunmaktadır. Bunlar, görünürde dost ama, asıl olarak gizli ve insanlığın can düşmanları  olan bu milletlerin zaman zaman başta Türkiye’yi ve diğer Müslüman devletlerini bölmek parçalamak ve yok etmek planlarını harekete geçirirler. Osmanlı devletinin yıkılışı ile beraber 1920-23 yıllarında kurtuluş savaşı da bu planların bir parçasıydı.   İşte bu gizli düşmanlar,  planlarının bir bölümünü de 1970 –90 yılları arasında uyguladılar. Bu planların merkezi ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi, yani Mezopotamya bölgesi olmuştur. Bu bölgenin içindeki merkezlerden birisini de Siverek’i seçmişlerdir. Bu yıllar arasında 1975 nüfus sayımlarında Siverek’in resmi nüfusu 40.990 dır. Ama gayri resmi nüfus daha fazladır. Bu Zaman sürecinde, Siverek’ten olan dış göç nedeniyle 1980 de Siverek’in resmi nüfusu 29.464 e inmiştir. Bu yıllar arasında Siverek’in dışarıya göç eden nüfusu 25 bin ile 30 bin arasındadır. 1982 yılından itibaren  ise Siverek’in köylerinden Siverek’e yoğun bir iç göç yaşandı. Günümüzde son nüfus sayımı (2000 yılı itibariyle) 127.000 dır. Buda demek oluyor ki 1980 yılındaki nüfus 29.464 olduğuna göre,(1980 deki 29.464 nüfusun bile, o gün % 70 veya 80 i, yine kırsal kesimden şehir merkezine yapılan göçlerden oluşmaktaydı.) bu gün tarih 2015 yılı olması hesabı itibariyle , bu 15  yıllık merkez nüfus artışını da kabataslak 135 bin civarında hesaplarsak demek oluyor ki   şu anda ortalama 120 binin üzerinde bir nüfus  köyden şehir merkezine göç etmiştir. Bu nedenle köydeki sosyal yaşam ve kültür, bu göçle birlikte Siverek’in merkezine taşındı. Bu da demektir ki zaten köklü bir kültürü, sosyal ve dini yaşamı  zayıf olan  Siverek, bu göçle birlikte, kültürü, sosyal ve dini yaşamı yeniden yıkılmış yok olmuş, onun yerine köyden, tarım, ziraat ve hayvancılıkla uğraşan, tuvaleti olmayan, okuma yazma eğitimi çok düşük olan, ciddi anlamda  bir sosyal, dini   ve kültürel yaşamı çok zayıf olan  120 binin üzerinde  bir nüfus yerleşmiştir. Bu  konu sadece Siverek için başta doğu ve Güneydoğu olmak üzere, Türkiye’nin bir çok yerleşim yerlerinde etkili olmuştur. Sosyal ve kültürel alanda toplumda meydana gelen bu yozlaşmanın en büyük etkilerinin başında son yıllarda baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji gelmektedir. (Son yıllarda (2010-2015- yıllarında) Türkiye’nin başına gelen yönetimlerin çalışmalarıyla şehirde ve köylerde sosyal ve kültürel alanlarda gelişme çalışmaları yapılmaktadır.)   Kırsal kesimden Siverek merkezine akan göç, tek bir toplum  kültürü olsa yine iyi, hem Zaza, hem Arap, hem Kürt şehirde ise Türk kültürü yaşanmaktadır. Merkeze  yerleşen bu ayrı kültürlere sahip toplumların  ise kültür ve yaşamları ayrı ayrıdır. İşte bu gibi iç ve dış göçler asırlar  boyu Siverek’in kültürünü, dini ve sosyal yaşamını altını üstüne getirmiştir. Artık Siverek’in kültürel ve sosyal yaşamını ne kadar allak bullak olduğunu varın siz hesap edin. Bu da Siverek insanının  yapısı üzerinde önemli etkiler yapmıştır.
Siverek’ten çeşitli alanlarda yetişen bir çok ünlü insanların yaşamlarını ve düşüncelerini objektif bir şekilde değerlendirdiğimizde, aynı karma yaşamı ve düşünceleri görmekteyiz. Genelde, İnsanlığın (İslamiyetin) genel yapısı olan halimli, sabırlı, ihlaslı, af edip hoş görülü yapısının zıddı,  cehalete meyilli, inatçı, sabırsız, ılımlı toplumları sevmeyen, devamlı küfür düşüncelerini çeşitli sudan bahanelerle  savunup destekleyen, af etmesini bilmeyen,  biri birini çekemeyen, sözde mangalda kül bırakmayıp, icraatta hiçbir şey yapmayan, kısacası insanlığın (İslamiyetin) zıddı bir yapıya sahiptir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.